28 Nisan 2011 Perşembe

Atari Salonu


çocuktuk biz, tüm paramız burada biterdi.

dört sokak arası bir tane. sorsan mahallede kaç tane?
ilk başlarda takım elbise giyip de gidilir sandık.
sonra terliklerimizi sürterek içeri girdik, üstümüzde tişört.
önce çömezdik daha sonra ehli olduk. salon bizim oldu. nasıl?

büyüdük az, ama hala çocuğuz.
bir jeton parası ile tüm günü geçirir olduk.
o da mı nasıl?

daha ucuz bir şey bulduk.
somun. bir jeton parası, on somundu.
aynısıydı. çalışıyordu.
çok oynadık biz, sonra anlaşıldı.
tüm jetonlar değişti, bir tek biz değişmedik.
nasıl mı?

tel soktuk, makinanın başında kalabalık yapıp.
daha fazla olmuyordu, doksan dokuz kredi.
ama gerek yoktu, iki kredi yeterdi oyunu bitirmeye.
bitirdik tüm oyunları, gitmez olduk.
atari salonları da kapandı sonra.

21 Nisan 2011 Perşembe

BAB/2



* BAB/1 <-----Okumadıysan, ilk önce bunu oku!

Otobüs kapılarını bir türlü sessiz hale getiremediler dedi kendi kendine. Şehirlerarası yolculuk yapan otobüslerin kapıları nasıl da sessiz ve güvenli şekilde açılıyor da bu semtlerarası yolculuk yapan otobüslerin kapıları böyle gırc gurc sesler çıkarabiliyor derken, uyku sersemliğinin bir anda kendisine oyun oynadığını anladı. Uykunun vermiş olduğu dingilliği otobüs kapısının açılıp kapanması ile diri hale getirdi. Söylendiği otobüs kapısı bir çok kişinin uyku modundan çıkmasını sağlıyordu aslında ve bunu gördükten sonra hiç şikayet etmeden kapı seslerini en güzel fon müziği yaptı yolculuğuna.

Otobüs içinde sabahın bu vaktinde her daim çeşitli insanların bulunduğu ve kişiliklerinden bir gram bile terbiye edilmemiş halleri ortaya çıkıyordu. Kendisi gibi az sayıda olan kişiler ise erken kalkmanın ve sabahın o masum ceketini güneşle sıvazlamayı biliyorlardı. Sabah insanın en mantıklı olduğu gün içindeki zaman dilimi değil miydi. Her sınav sabah 9 sıralarında yapılmaz mıydı. İnsanın kafasını en iyi çalıştırdığı, bilimum evrensel doktor ve bilim adamlarının dediklerine göre, zaman aralığıymış sabah-öğle arası. Öyle de kalmasını yeğliyerek kendi kendine önündeki başka bilim adamlarının küresel ısınma bıdı bıdılarını okuyup durdu. Her durakta duran ve kapının pat! diye açılmasıyla paragraf atlayıp, ineceği durağı geçtiğini farkedip, bir sonraki durakta indi. İyi oldu, biraz sabah yürüşü de olur hem diyerek ofisin yolunu tuttu. Bugün yapması gereken çok da işi yoktu aslında. Olsa da zaten hayatın getirisi olarak ve zaman geçirme kaygısı gütmeden teker teker sakin bir şekilde yapardı.

Ofiste her sabah güzel kahve kokularının yayıldığı çalışma ortamı vardı. Zeynep hanımın eşsiz poğacası da eklendi mi, tadından yenmeyen bir sabah ofis ortamı oluyordu, ki her ofiste günün sabah kısmı biraz 'geçse de gevşesek' diye geçerdi. Sabahın günaydınları selamıyla pencere kenarına yaslanmış masasının ucundaki raftan günün doyasını önüne koydu. İlk yapılacak iş, günün planını kontrol edip, düzenli şekilde iş gününü sorunsuz şekilde bitirmekti. Her zaman yaptığı gibi dünden hazırladığı ertesi gün yapılacak işler planını önüne koydu ve sıralamayı gözden geçirdi. Evet, ilk dosya daha masaya oturmadan önce raftan almış olduğu doysaydı. Dosyanın eklentilerini de önünde duran bilgisayarından bularak işe başladı.

19 Nisan 2011 Salı

Göçlen Hadi


bir kelime geçti elime, sakındım.
aslında bugün, değil.
dün, babam doğdu.
senin baban doğdu mu hiç?
ne çok severim babamı.
en büyük yadigarı,
vicdan, saygı ve rakı...
neyse.
doğduğu gün geçti zaten, dündü.
gece devirir tüm zamanları.
gece, kendine aittir.
eşsiz, düşlü güzellik.

kelime.
elimdeki kelimeydi; gitmek.
belki, sen gitmeyi sıradan bir şey sandın.
lakin, ben...
bavul elimdeki, kelime değil artık.
farkındalık hissi.
ahh... keşke beni de fark etseydin.

göç;
dönmemek üzere gidilen, dönülmeyen yerden adım atmaktır.
bugün, dünlerin tüm zamanlarına ait düşüncesini onaylattım.
gitmiyorum, korkma!
göç ediyorum.
hazırlıklı değilsin sen bu kelimeye.
sen, idrak edene kadar zaten,
ben göç ederim kendimden.

6 Nisan 2011 Çarşamba

Kadın Korkusu

ya ibadet edecektik ya da tüm öpmelerimiz düşecekti.

üç kere öperdim, öperdik.
çocuktuk, korkutulduk.
belki de hala aynı şeylerden korkuyoruz ama isimleri farklıdır.
olabilir aslında. madde de olabilir.
kaç kişi uykusuz gece yaşadı:
hemen de nasıl çoğaldık değil mi:
halbuki o gecelerde nasıl da yalnızdık.
ne bir kitap, ne de en sevdiğimiz müzikler doldurdu odaları.
odalar demişken.
sen hiç cezaevine gittin mi, hapishane ya da ne dersen de.
işte orada da odalar var. kaç oda var, kaç kişi, kaç kaç...
zaten amaç bu, kaç.
uykusuz gecelerindeki esaretine kaç.
ben hiç girmedim cezaevine. 
girdim de, hükümlü olarak girmedim.
aklıma gelmişken, soğuktur. ama sıcak insan çoktur. 
dokunma.
öpmelere gitmekten korkardık, masumduk.
hadi geçelim bu zamanları, hemen sevişelim.
ne gerek var flört etmeye.
ah bu romantizm öldü, sevişmek ön plana çıkınca.
baktım şimdi etrafa, herkes sevişmiş de ayrılmış.
biz, sevişmeden terk edildik.
hoş, biz terk edilmek için sevdik zaten.
sevişmek bir tutku değildi.
standart yaşamdı. 
nasıl da abartıyorlardı.
benzerdi, bizim terk edilişlerimize.
biz de terk edilişlerimizi mübalağa ederdik.
ama herkes inandırdı.
onların sevişmeleri ise, bizim ilk öpücüğümüzde aldığımız zevk kadar iğrençti.
unutmadık tabii, iğrençlikler unutulur mu:
yere ekmek düştü, top diye vurmaya çalıştılar.
yerden alıp, üç kez öperek alnımıza götürdük.
en büyük korkumuzdu çocukken, tanrı korkusu.
şimdi ise kadının adını tanrı koyduk.
yere düşen kim varsa vurun, dediler.
biz ise üç kere öptük, seviştik alnımız açık.
en büyük korkumuzdu artık, kadın korkusu.

5 Nisan 2011 Salı

Susanma

Kaçışsız bir yolun sonuna gelemezsin.
Doğru ya, kelimeleri şaşırtırdın bazen.
Yerleri değişir, yersiz yerleşik hayata geçerlerdi.
Yarına kalan bir ses, belki de şiirin müziği.
Kimseye söylemeden geçemezdin ya bunu da, susanma.
Bak yine yaptın, bir kelime daha.
Anlam bütünlüğünü bozmak istemeden,
vurgularında yeniliyor, anlamsızlığa tutuyorsun.
Eskiden dediğini hatırlıyorum,
"Nasıl olsa yeşil yapraklar da yere düşecek."
Yeşilliğin tadını çıkartırken söylemiştin hem de.

Resimleri hatırlatıyorsun yine, resmedilensizlikleri.
Bulutsuzluğun geçtiği yağmuru damlatmıştın hatta.
Vücutlarımız dünyaya egemen olmuş hayvan gibi iç içe.
Herkes zamanı bekliyordu, zamanı biz vermiştik sanki.
Sen derdin,
"Zaman kurguladığımız oyunların sırasını belirler."
Onlar anlamdıramamıştı, anlamsızlığa daha da boyun eğmeyi tercih etmişlerdi.
Yarın olsun diye bir tek bekleyen bendim.
Yine bekletmeyen sendin.