2 Aralık 2014 Salı

Mualla

geceleri görmeyi bilendin, sen
siyahımdın gecelerimde
kimi zaman parlardın, ben susarken
ve öyle muktedir hissederdim ki kendimi
güneş gibi gelirdin tüm sabahlarıma
doğardın, doğrardın tek tek bedenimi

12 Haziran 2014 Perşembe

Ziyafetin Leşimde

aklım vardı bir yerlerde unuttuğumdan emin olduğum
sessizlik güzel bir marifet, tarifsiz
gölgeler yansıyor
asfalta uzanmış lastiğin izinde her biri
fişi çekilmiş buzdolabında kalan et gibi bedenim
üzerimde kargalar gülüşmekte

6 Aralık 2013 Cuma

Vakitsizce



Suskun günlerimde uyku kol geziyor
Tertipsiz her yanım
Alıştı yaprakların sesine
kulaklarım vakitsizce

Yalnızlığın korkutuyor beni
Bir yaz akşamı
karanlığına tesadüf etmemiş
ben
yıkılacağım vakitsizce


13 Kasım 2013 Çarşamba

Ölmek İçin Doğmak

rastgele yazdım kağıda, döküldü kelimeler.
birisi sandalyenin uzak köşesine falso aldı.
kimsin sen, baggio musun?
aklım bir zamanda kaldı, o da kadınların imtihanında boş kağıttı.

melodiler dizilirken rüzgar,
yaz mevsimi,
aşkları sarhoş etti.
kim eksik kalmış yazdan aşka...
kim falsosuz bir orta yapmış,
gol olunca beraber sevinen
gol kaçınca tek başına üzülen.

her bireyin yaşamı
baggio vuruşu,
üst direkten yelini serip, tribünlerdeki aşıklara öpücük atan mezarcı gibi.

ölümle yaşam arası, doğduğun günü hatırlamamak.
yaşam, doğarken ölümü görmek gibi ansızın.
kah falsolu kah burunla öpmek gibi topu.

18 Temmuz 2013 Perşembe

İç Gezegenim


kalın bağırsaklarımı doladım
durağan bir yaşamın kaçışına izin veremezdim.
daha sıkı, hadi
durma!
yukarıya doğru çıkarken, duraklarım
süzülen kanlarımda alkolü ararım.
dün gece, hayır
iki gün önceye ait bir öpüşme sonrası

pişmanlığı.
kim o, o kim...
o ki yalnızlığın içinde sürüklenen bir bedenin boşluğuna tükürdüğü kuyudan çıkan görkemli bir ses.
en büyük sessizlik, başka büyük yok!

gizimdeyim, gizlerken kaçışlarımı.
içsel bağlantılarımı söküp de tamir ettim.
bir tek sana kıyamadım ciğerim.
halbuki sabah ezanı sesi ile iftarımdın sen benim.
herkes kalp diye sevdi, ben seni sevdim.
ak ya da kara.
ne fark eder ki, 
ismin benim için sadece sevda.

ben senin her şeyinim. 
belki de o her şeyin içinde bir şeyim.
her şeyinde arıza olan bir şeyim.
şeyhim belki de cumhuriyetin yakın olduğu dönemde.
devrim geliyor, devrim!
yıkılıyoruz yine, ciğerim.

aklım geziniyor sonbahar bahçelerinde.
takılıyor yine, takılıyor bir yerlerde.
nereye takıldı aklım.
takıyorum yine her şeyi her yere.
bir tek sen takmıyorsun genlerime.
gel dedim, iç gezegenime gel.
bir olsun genlerimiz, bir doğsun.
ciğerim.
kalbini birine ödünç mü verdin yine.
ah sen.
bu sefer giz saklandı tavanda
ismin bundan sonra kara sevda.

30 Ocak 2013 Çarşamba

Tarih




an ile ansızlığı yaşatıyor, her virgül sonrası cümle gibi.
kimi göklerde, kimi ağaç dallarında.
bir baba gibi, oğlunun oyuncağını kıranda kabahat.
çemkirir,
oğluna çemkiremediği için.
oğuldur, kıyılmaz başkasına dökülen kelimeler.
baba.
basittir aslında.
dakika ile belli olur, gerisi insana aittir, ismi baba.
andır yine, andırmaktadır.
ben de bir keresinde babamı uyurken izledim.
dibini göremedim gözlerin, dudağı oynasa nafile.
o günü hep hatırlıyorum.
belki de o günden sonra hiç hatır sormadım zamana.

babanın oğluna güvenmemesi kendi iktidarsızlığıdır.

5 Aralık 2012 Çarşamba

Hiç Öpüşmezmişler Gibi


Pencereden gölgen yansıyor,
perdeye.
Elimde taş yok ki,
bana bakmanı sağlayayım..

Kulağımda yeni yıl şarkıları.

Sokaklarda el ele tutuşmuş,
sek sek oynar gibi
tek ayaklarımız üzerinde zıplıyoruz
melodilerde...

Diğerleri var yanımızda
umursamadan yanlarında öpüştüğümüz diğerleri.
Şaşırmış diğerleri,
hiç öpüşmezmişler gibi.

17 Temmuz 2012 Salı

Asla Uyutma

Bir rüya gibi geçtin önümden, bir misilleme.
Aklımın tüm nöronları salındı,
gözlerimi açtığımda askı hala avizede asılıydı.
Pencere camında yansıyan yüzümden,
düşen parçalarımdan akan kanlar,
katili olduğum sevdanın yoluna doğru aktılar.

Bir rüya gibi geçtin ömrümden.
Ne aklıma katilliğim geldi,
ne de kanlarını şarap yapıp içtiğim zamanlarım.
Aklımda bir tek gözlerin, tenimde sadece kokun,
kulaklarımda ise aşk sözcüklerin kaldı.
Düşündüğüm bir şey var, acımı azaltan.
Varlığın bana umut veriyor.
Varlığın ismime anlam katıyor.
Varlığına adanmış bedenimden bir tutam kan alıp,
aşkımın şarabına damlatıyorum.

Güzel rüyadayım, güzel...

Beni asla uyutma..!

11 Haziran 2012 Pazartesi

Kuşların Yokluğunda


Dibine düşerken yağmur, damlaları
eksilir bedenimden sessiz bir şarkı gibi, ruhu kalır
aklımın köşesinden
kuşların kanatları alır götürür
göç yollarında yarım kalan, hayatın
tükenmeyen susuzluğunda kahve çekirdeği dolar
incirsiz kalan ağaçlarda
ben
asılı duran ruhuma ödünç verdim
sevdiğimi sandığım çikolatayı
tadı da kalmadı aklımda
nöronları eksik birer hücre gibi
yayılan seslerin en güzel şarkısına, koyverdim
benim sandığım yolun
çizgisi bile eksik
sadece "yayalar geçemez" yazmakta
gökyüzünde uçan kuşların yokluğunda

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Şair

Bilmeli mi vezin, uyak, redif.
Serbest sembolik gebeliğinde gitmeli mi yoksa.

İkinci yeniler yıkmamış mıydı, serbest vezin.
Gerek var mı ki, son heceleri seviştirmeye.

Aslolan; sembolik duygu sersemliğini ortaya dökmesidir, şairin.

18 Mayıs 2012 Cuma

Çatışma


Olaylar gelişiyor. Öncesi çok mutlu, sonradan güneş hiç doğmuyor. Dizi dizi birbirine bağlı gibi, değil. Bağlı olsa da, bağlantısı var görünen. İçinden geldiği gibi. İçsel akıntıların önüne konulmuş büyük bir taş. Büyük değil, küçük aslında. Küçük ama baraj olmuş her yer. Elektrik fazla geldi, bırakmalı. Dışarı. Çabuk dışarı. Çıkması gerekiyor. Dışsal akıntı bu sefer elektrik. Kim içinde, dışındaki de o olsun. Oyun bozulmalı. Ama nasıl bozulmalı. Nasıl? Güçleri toplamalı ve o güçleri birleştirmeli mi? ya duygular ne olacak? İkisini bir araya toplamalı. Evet, koşmalı şimdi. Elektrik boşa gitti. Kimdi o dışsal akıntının müsebbibi. Bulmalı önce onu, geri almalı elektriği. Ya da boş vermeli. Taş var taş. Köpek yok. Köpek var, taş yok. Köpek olmuş baraj. Elektrik akımı farklı. Olsun.

Oyun. Başladı yine. Kaç kişi vardı. Kaç kişi, kaç kaç kaç... Sayı olarak, rakam değil. Basamak sayısı çift haneli. Arasına girme. İki ağaç arası hep bir kale. İki taştan bir kale olmaz artık, modern zamanlar. Çatışma başka yerde o zaman. İnsan baki. Boşver ağaç ile taşı. Boş ver doğrusu. Evet. İnsan arası çatışma, bir oyunda. Tanım bu. Kelime bu. Bir kelime. Tanımı ise birçok kelime. Garip. Aşık olana da denmiş garip. Akım. Elektrik değil, yukarıdaki. Şiir akımı bu. Başka akım. Başka elektrik bu.

Kaynaşıyor. Kaynaştılar. Sonra kontrol edilemez olurlar. Zaman boşa geçmesin, sakın. Dizgelerde bir müddet sorun çıkar ama kaynaştılar. Sorun yok. Sorun ona, o da yok der. Güzel. Kıvrılırken oynak bir oyun havasında. Bir düğün alayı. Gelin de güzelmiş. Aykırı bir duruşu var. Güzel gelin, damat şanslı. Karşılıklı bir oluşum bu. Aman, zeval vermesin çocuklara, doğmamış. Doğu güneşe yakın. Doğu hiç aydınlanmayan geleceğimiz.

Karşıt görüşlerin sevdasına müptela olduk. Sevda bizim için buydu, bu huydu. Sevdik, bizden olmayanı daha çok. Tek müsebbibi, sosyalizm idi. aldandık. Aldattı insan. Bu sebep oldu, çıktı oyun. İsmi ne ise; sonra öğrendik, çatışma.

(Çok istedik. Bunun için kan bile verdik. Kimsiniz dediler. Kimiz hepimiz dedik. Sustuk. Can çekiştik. Karar verirken aynaya bakamadık. Ardımız deniz, dağ. Başka güvenecek tabiat harikası yoktu. İnsandık. Seçim belliydi. Ama mecburduk sanki. İsmimizden belli. Yolumuz devrim, çatışma mahkumiyetimizdi.)

Günaydın dünya. Kişinin kendi içindeki bunalıma hoş geldin.

17 Mayıs 2012 Perşembe

Acayip Olmuştum

Durağan bir an, geldi. Farkında olmadım önce. Sonrası malum, ifademin değişimi Kafka'ya selam çaktı. Bir telefon konuşması, adres tarif ediliyor. Tanıdık bir mahalle gibiydi, hepsi aynı zaten, dedi başka bir ses. Parsel parsel. Ne demekti parsel? Numarası da varmış, insan gibi. Çok uzun değil mi? Neden milyar olarak okunmaz ki? Parçalıyorlar. Daha kolay oluyor galiba. Parseller de öyle herhalde. Hiç görmedim parsel. Telefon kapandı "Tamam Kemal bey," diye. Saygıdan mı yoksa işveren olduğu için mi? Ne önemi var, dedi. Rica ederim, dedim. 

Korku ne kadar etkiler seni? Etkileyen şeyler nelerdir? Anket sever misin?
Sorularımı sorarken çok düşünmem aslında. O an ne geliyorsa aklıma onu sorarım. Meraktan değil. Aklım olmadığı için gelenleri tartacak bir mekanizma yok içimde. Omzumda onca yük varken, diyemem ben mesela. Diyenlere bakıyorum. Gözlerim güzeldir aslında. Hep güzel görüyorum. Bir tek yük göremiyorum, doktor. Ambulans sesleri ile gitar sesleri karışıyor bazen. Hiç sevmem aslında ben bazen. Öyle çıkıyor aradan cümlenin içine bazen. Bazan var bir de. Bazı an tecavüze uğramış gibi. Tecavüze uğrayan kadını bir de soyanlar var. Yüzüğünü, parasını alıyorlar, komiser bey. bey(!) Kimse hatıra olarak başka şey almaz. Hatırlamak mı istemez yoksa? Hatırlanacak bir şey de değil ama.

Johann Joachim Quantz çalıyor, duyuyor musun? Yağmur da yağsa şimdi, bu flüt sesi ne güzel eşlik ederdi karpuz kesmeme. Ah bir bilsen, sen gittiğinden beri...

Durdum orada. Zaten durmam gerekiyordu. O an gelmişti.

Durağan bir an, geldi. Farkında olmadım önce. Sonrası malum, ifademin değişimi Kafka'ya...

12 Nisan 2012 Perşembe

İki Ünlem

Şaşırdı yine bulutlar,
kadınım.

- Tel tel dökülüyor boynundan, kokusu
serilen rüzgara yanmış.
Devrilmiş cümleler,
hikmeti saklı zamirde kalmış.

Sırtını ayna yaptığım bedeninde dolandı
Nefesine meylediyor, gözlerim
dudaklarının hareketine kırpıyor
tek tek.

Şaşırdı yine bulutlar,
kadınım.
Cama vuruyor bakışlarım.

29 Mart 2012 Perşembe

Neden

soru kısmına dizelim kelimeleri.

ilişki kavramı - 1.oturum

bir kadın ve bir erkek.
ikisi de söz konusu soruyu (neden)
biri diğerine gelirken hiçbir zaman sormaz.
sormaması toplumun genel işlevinin olumlu(!) yanını gösterir.
kadın ya da erkekten biri bir diğerine gelirken,
sorulması gereken soru ya da zamanı değildir sorunun.
"neden beni seviyor?"
beni neden seviyor, değil bak.
sevginin nedenini değil, kendi nedenini öğrenmek isteme gayreti.
ki yukarıda dediğim gibi, toplumun genel işlevi takır takır işliyor.
sorulmaz, gelirken.

ilişki kavramı - 2. ve son oturum

ortak noktalar yakınlaştırır birbirine.
bunu kimse araştırmak istemez, soru da sorulmaz.
erkeğin rakı sevmesi ile kadının rakı sevmesi, birbirlerine daha çok bağlar. bir süre ama!
bu yakınlık içinde kendilerine başka noktalar da bulurlar.
mesela, şiir. çok saçma oldu bu da, şiir ortak nokta! neyse.
ilişki bir süre ortak noktalara virgül koyarak giderken... pat!
ilişki bir yerde, kimsenin nasıl geliştiğini bilmediği bir şekilde durur.
tıkanmıştır. ilk iş zamana bırakmaktır, ki bu yola başvuran herkes dağılmıştır.
ikinci iş ise ayrılmaktır. ayrılık da nasıl bir kelime ise. terk etmekten daha naif duruyor ama.
ayrılırken bir taraf, ki ilişkinin zaten hep bir tarafı daha çok sever,
ilk başta sormadığı soruyu her gün, saatlerce, dakikalarca... abartma tamam yeter. sordur soruyu.
sorar: "neden?"
bu sefer sorulması gereken soru ve zamanlama toplumun genel işlevi ile doğru orantıdadır.
bu açıdan bakıldığında iyi durumda görebiliriz bireyi. fakat?
sorulan soru biraz değişmiştir.
e olacak o kadar, ilişki sonrası akıl mı kaldı bireyde, diyen de olabilir.
akıl ile olsaydı zaten, ilişki ya hiç başlamazdı ya da hiç bitmezdi.

soru; bireyde akıl ile aşk sembolü olan kalbi bir araya getirip, güneşin doğmadığına inandırır.

"beni neden terk etti?"

25 Mart 2012 Pazar

Sırtına Dönerken Bakışlar


Bir ölü gibi gücendi kendine.
Sevda
belki de son kez ayağına değmişti,
dalga.
Kuzeyden güneye güneş tersinde
uzanmış kum taneleri üzerine.
- sessizlik,
gölgesinde saklı duran ifadeyi vuruyordu yüzüne
uykusuna geçerken güneş
doğudan batıya.

* Sonu şu şekilde biter aslında şiirin.

(Saklı hazine vardı, kumdan kalelerde.
Kürekler plastik, aşklara
bakan hizada.
Bir şimşek çaksa, dağılırdı herkes dalgalar boyunda.
Belki o zaman kavuşur, sana
koşarken adım adım sevdaya.
Güneş bu sefer batıdan uyanır,
uyumasa da olur doğuda ya da kıyıda.
Sırtına dönerken kibir dolu bakışlar, boğulur
masum deniz damlasında.)

22 Mart 2012 Perşembe

Anlayış


- Kim ölmek ister ki?
- Ben!


biriktirmiş olduğum kelimeler var fakat hiçbiri büyük ünlü uyumuna uymuyor.
ben de sırf bu yüzden yan yana kullanmıyorum. öyle savruk dolanıyorlar beynimde.
bir gün aklıma geldi, beynim de varmış.
sonra kağıda döktüm hepsini, uyum falan kalmadı.
ne büyük ne küçük.
hepsini darmadağın etti, cümle haline gelen kelimeler.
öyle çoştum ki; bir büyük içmiş gibi keyiften dört köşe oldum da, kimse görmesin diye siyah perde arkasına saklandım.
utanırım ben aslında. aynaya bile bakarken arkamı dönerim.
belli ki berberi değiştirme vakti gelmiş.

- doğduğumu anladım -

ellerini tuttuğum, dudağını öptüğüm, kalbini gördüğüm her kim ise,
dokunmadan hissettiğim her kimse,
bir sözüne dünyaları yıkmaya hazır olduğum her kimse,
kanımızın aynı olduğunu akmadan da bildiğim her kimse,
hepsi karşımdalardı.
doğduğum günden bugüne kadar hepsi, yaşamımda bir rol oynadılar da
ben öldükten sonra yeni bir role büründüler,
hiç bilmedikleri ama sürekli bekledikleri bir role.
anlayış!

- nihayet öldüm -

yeni rollerine alışmışlar.
her biri ne kadar da naif görünüyor.
bak dudaklarına bak!
bir kez olsun söylemediği kelimeleri birer birer döküyor mezar taşıma.
gözleri, elleri...
nasıl da narin.
kıyamam.
kurban olurum birbirinize duyduğunuz anlayışa.

illa ölmem mi gerekiyordu!

18 Mart 2012 Pazar

Derine


sızlıyordu.

güneş kendine göre yön çizmişti.
değişen her şeyde bir düş batıyordu derine.
duvar karanlığına bürünürken
yaprakların rüzgarla dansında beliriyordu,
korku.
ölüm diyordu, ölüm.
şu an değilse ne zaman gelecekti ölüm.
elleri duvardan kaydı,
sesler doldurdu odayı.
üç kişi ya da beş kişi.
sanki herkes oradaydı.
elbiseler...
yapraklarla yer değiştirmişlerdi.
uçuşuyordu etekler, derine.
karanlık.
renkleri kim çaldı!

13 Mart 2012 Salı

Kırık Düşler


şarkılardan habersiz, melodilerin
saklı haline vuran iki-üç cümle yazmak için...

sabretmek erdemin varlığına işarettir.
ilk duyduğumda
hep sarhoş sanırlarmış bendeki kendimi.
sadece içki yüklü bir bedene sahiptim
tek mülkiyetim dünyevinde.
son duyumlarıma göre,
hala sarhoş diye bahsediliyormuş kendim.
ne güzel...
en azından bahsediliyor bedenim
kendimden.

hiçbir düş kötüye örnek teşkil etmez.
her düş biraz incir bazen
farkında olmadan.
-yoksa,
ben istemez miydim
bana sarhoş demesinler.

11 Mart 2012 Pazar

Kere

sonsuzluk.

söz gelimi,
"bir kere daha öpüşelim."

öncesi vardır. muhakkak, sonrası da olacaktır.
önceliği tanıdığın her ne ise, pişmalığın yansımasıdır "kere" sunulan.
ve sonsuzluğu müjdeler sana.

günaydın dünya,
bir kere daha.