Aslında Ben

Dört dönerken dünya, ben kimin dönencesi olduğumu bilmiyordum. 

Elimde bir bıçakla ne yaptığını bilmeyen, ışığın bir yanıp bir sönmesi ve odanın farklı anlamlara tekabül etmesi ile düşüncelerimi iç içe geçirme telaşıyla boğuluyordum. Sessizliğimin nedeni sakin oluşumdan değil, boğazımda düğümlenen metal parçaların yumruk şeklinde varlığını kabul ettirmesiydi. Elinde bıçak varken insan boğuluyorsa, bil ki geri zekâlıdır. Yüzünü tükürme şansım olsaydı geri zekâlı olmadığımı kanıtlayabilirdim. Konumuzun bununla alakası yok zira elimdeki bıçak ile ne zaman aldığımı bilmediğim elektronik bir eşyanın vidasını sökmeye çalışıyordum. Zaten belirgin işlevi olan eşyaları belli belirsiz kullanmakta üstüme yoktu. Daha dün dilimi konuşmak için kullandığımı fark ettim. Dediğim gibi; dilin işlevi tat almak, başka bir şey değil! 

Vidaları söktükten sonra açılan kutunun içinde gördüklerim beni şaşırtmadı. Bildiğim ama kanıtlayamadığım birçok şeyi canlı bir şekilde görüyordum. Hâlbuki ben gözlerimi görmek için değil konuşmak için kullanırdım. Boğazımdaki birkaç parça bıçak parçasını zorlukla yuttum. Az da olsa ağzımdan nefes alabiliyordum. Kutunun içindeki canlılar ile aramda bir nefes fark vardı. Nefes canlı bir şey miydi, diye sorduğumda duvarın rengi hala aynıydı. Ben canlı olduğunu iddia ediyordum. İddia ediyorum diyorum, aslında ben, başka bir dünyadan bahsediyordum. Şlap! Tükürüğümün rengi değişmeye başlamıştı. 

Kutunun kapağını kapattıktan sonra içim huzurla doldu. Bunca zamandır, zaman sürelere ayrılmış sonsuz bir çizelgedir, etrafımdaki insanlara anlatmak istediklerimi, herkeste olan ama bakmakla görmek arasında yarım adım farkla kaleyi büyüten, sol ayak serçe parmağı sehpanın köşesine çarpasıca insan aklına hiçbir şekilde kabul ettiremediğim bir gerçeği gördüm. 

İşlevini yitirmiş bir beyin ve iddia olunanın aksine, hiçbir şekilde çalışmayan ve vasfını yitirmiş bir hücreye sahiptim. Ama gel gör ki bu ahmak insan ordusu gökyüzüne bakmadan yıldız haritasından bahsedip, Corona Borealis falan filan demeye getiriyordu. Hoop, dedim. Aslında ben Boötes kardeşlerdenim dediysem de inandıramadım. Zaten bir insan inanıyorsa, fikirleri artık kendisinin değildir.

Aslında ben; aklımın geri alınmış zaman diliminde bir gökyüzü çizmiştim kendime ve öyle mutluydum ki, bir cuma günü istiklal marşı sonrası okulun dağılışını servisin en ön koltuğundan izliyordum.

Göz kapaklarını kapattığında izlemeye başlar aslında insan evreni.