Gökyüzü Kirlenmez

İnsan kendini en çok ne zaman yorar?
Hata yaptığında değil, hata yapmaması gerektiğine inandığında.

Kendimize karşı kurduğumuz mahkemenin, dış dünyanın yargılarından daha acımasız olduğunu anladım. İçimizde bir hakim yaşıyor. Dosyaları kabarık, sabrı kısa.

Bazen bir düşünce beliriyordu "olmamalıydı" diyordum ve ardından bir duygu yükseliyor "ayıp" diyordum. Sonra bir hata geliyor aklıma "yetersiz" diyordum. Ve böylece zihnimin doğal hareketleri suç deliline dönüşüyordu. Değerin kusursuzlukta olduğuna inanarak yaşamı yanlış bir yerden anladığımı düşündüm. Halbuki yaşamın kusursuzlukla değil, tekrar tekrar seçilen küçük yönelimlerle ilerleyeceğini biliyordum.

Mükemmel olma talebim ruhumun üzerine geçirilmiş dar bir gömlek gibiydi, nefes aldırmıyordu. Kendi zihnimden beklediğim imkansızlık, önümdeki en büyük engeldi. Bir gün ansızın tamamen kusursuz bir varlık olacağımı sanıyordum. Hiçbir şekilde hata yapmayacağımı, insanları kıracak ve rahatsız edecek düşüncelerimin ve davranışlarımın olmayacağını, iç dünyamın her zaman sakin ve berrak kalacağını hayal ediyordum. Bu beklentinin kendimden ayrı farkındalıktan da uzaklaştırdığını fark ettim. Hata yapmamaya çalıştıkça yaşamla olan temasımı kaybediyordum. Yaşamın pürüzlü olduğundan şüphem yoktu. Sürtünmeden bir varoluş olmayacağını çok iyi biliyordum. Asıl meselenin "hata yapmamak değil, hatayla ne yaptığımın" olduğunu anladım. Her olayın bir ayna olduğu düşüncesi ile yüzümü görmek yerine yönümü görmeye başladım. Çoğu zaman hatalarımdan kaçmaya çalışmış olabilirim. Onları gizlediğim, inkar ettiğim ya da bahaneler ürettiğim olmuştur. Oysa her hata, iç dünyama açılan bir kapıymış, farkına vardım. Bir sözün neden sert çıktığını, bir davranışın neden kırıcı olduğunu anlamaya çalışmak, insanın kendisiyle kurduğu en dürüst ilişkiymiş. Yanlış bir söz söylediğimde, o sözün içimdeki hangi korkudan, hangi nedenden kaynaklandığı fark ettim. Birine sert davrandığımda, birini kırdığımda hangi yorgunluğun içimde taştığını gördüm. Kendi farkındalığımı keşfetmiştim. Bahaneler üretmenin kolay olduğunu, anlamaya ve kendimi yargılamadan görmenin cesaretini hissediyordum. Biraz sancılı geçtiyse de zihnimin bir nehir olduğuna, düşüncelerimin doğup aktığını ve sonra kaybolduğuna şahit oluyordum. Gökyüzünden gelip geçen bulutun gökyüzünün kendisi olmadığı gibi düşüncelerimin karakterimi belirlemediğini anladım. Zihnimin doğuş ve yok oluş hareketiyle kavga etmeyi bırakıp, onunla barış içinde yaşamayı öğrenmeye başlıyordum. Bu barış, mükemmel olmakla ilgili değildi. Bu barış, her an elimden geldiği kadar sevgi ve farkındalıkla yaşamayı seçmekle ilgiliydi.

Saygı, sevgi ve farkındalık… Yaşamımdaki gerçek değeri olan şeyler çoğu zaman gürültülü başarılar olmayabilir. Bu sessizlik beni her gün biraz daha dikkatle yaşamaya, biraz daha az bahane üretmeye ve yaptığım şeyin değerini dürüstçe görebilmeye yöneltti. Yaşamımın içindeki her olay, aslında bana bir şey gösterdi. Yaptığım bir davranışın değerini, yönünü ve sonucunu sezgisel olarak fark etme fırsatı sundu. Ve farkındalığı keşfettiğimde kendi hareketlerimin yankısını yaşamın içinde duymaya başladım.

Tabii tüm bu çabanın merkezinde unutulmaması gereken basit bir gerçek vardı. Sevginin dışarıda başlamadığı gerçeği. Sevginin önce insanın kendi içinde doğduğunu anladım. Sevginin başkasına verilen bir hediye olmadığını, içimde alevi sönmeyen bir ışık olduğunu öğrendim. Kendine merhamet etmeyen bir bilince sahip olmanın, başkasına adil kalamayacağını, içinde sürekli kendini ezen bir ses taşıyan insanın, bir gün o sesi başkasına yönelteceğini düşündüm. Bu yüzden sevgiyi bir hedef olarak değil, bir başlangıç olarak görmeye başladım.

İnsan kusursuz olmak zorunda değildir. Fakat farkında olmak zorundadır. Her düşüncenin gelip geçici olduğunu, her hatanın yeni bir öğrenme imkanı taşıdığını ve her anın yeniden seçilebileceğini hatırlamak gerekiyor. Belki de insanın gerçek olgunluğu burada başlar. Olgunluktan kastım, kusursuz bir gökyüzüne sahip olmak değil, bulutların gelip gittiği bir gökyüzünü sevebilmek.

Kusurlarımızla birlikte sevgiye yönelmeyi sürdürebildiğimiz, kusurlarımızla birlikte sessizce büyüdüğümüz yaşamlara...