Bir rüzgar esiyor,
adını kimsenin bilmediği yerlerden
Toprak bir an susuyor,
gökyüzü eğiliyor içe doğru.
adını kimsenin bilmediği yerlerden
Toprak bir an susuyor,
gökyüzü eğiliyor içe doğru.
Bir kapı kapanıyor
usulca
arkamda değil
içimde.
arkamda değil
içimde.
Gözlerimde eski bir
rüzgar
ellerimde toprağın serinliği.
Kimse konuşmuyor
sanki herkes biliyor.
Bir sabah uyanır gibi
ağır, sessiz, yavaş
dünya benden uzaklaşıyor
ben de ondan
aynı anda.
ellerimde toprağın serinliği.
Kimse konuşmuyor
sanki herkes biliyor.
Bir sabah uyanır gibi
ağır, sessiz, yavaş
dünya benden uzaklaşıyor
ben de ondan
aynı anda.
Adımlarım
yavaşlıyor
gölgem benden önce geçiyor eşiği.
Bir ışık var:
ne sıcak
ne uzak
tam yerinde.
gölgem benden önce geçiyor eşiği.
Bir ışık var:
ne sıcak
ne uzak
tam yerinde.
Zaman,
kendi kuyusuna düşüyor o anda
Saatler geriye değil,
hiçliğe akıyor sessizce.
Zamanın ipi gevşiyor
düğümler çözülüyor ince ince
bir damla ışık sızıyor aralıktan
ne geçmiş var orada
ne gelecek.
Bedenim geride kalıyor,
bir kabuk gibi
soyunup bırakıyorum onu
eşiğin önünde.
Ruh, çıplak ayakla yürüyen bir çocuk şimdi
hiçliğin taşsız yolunda
korkmadan.
Sesler uzaklaşıyor
yüzler buğulanıyor
bir tek “ben” kalıyor geriye
adı olmayan, yönü olmayan
ne iyi, ne kötü -yalnızca bir ben-
Ne korku var o eşikte,
ne de mutluluk tam anlamıyla
Sadece bir “olma” hali,
her şeyden arınmış, saf.
Ve sonra,
ne ağlamak var
ne sevinmek
sadece bir ırmak
hiç durmadan
bir yere akıyor.
Ve ölüm
-bir son değil-
başlangıcı olmayan bir sessizliğin
kendine dönüşüdür.
Ve ölüm,
sessizliğe açılan pencere:
Hiç rüzgar esmiyor orada
fakat hava dolu bir varlıkla.