Ağrıyı kesmek için yeni bir ağrı yaratmak sadece insana özgü diye düşünüyorum. Diyelim ki ağrıyan kulağımı kestim. Acı geçti. Pekala, geçmediğini iddia eden de olabilir fakat yanılır. Zira ağrıyan kulak artık yok. Bu nedenle ağrı da yok hissedilen acı da. Bunda herkes aynı fikirde olması lazım. Yoksa kendimi kesmek zorunda kalacağım. Bu da insanlığıma yakışmaz. Neden? Yukarıda bahsettiğim üzere; insan, acıyı ancak yeni bir acı yaratarak yok eder. Evet, haklısın. Kendimi kesmemle başka acılar da ortaya çıkmış olacak. Peki, bundan “bana ne” desem, ne dersin? Ah yapma. Vicdansızlık böyle bir şey değil. Çok basit bir vicdan tanımı vardır: “Mühim olan köpeğe yediğin etin kemiğini vermek değil, sen de o kemiğe muhtaçken köpek ile paylaşmaktır.” Buna benzer bir tanım, söz, klişe, her ne halt ise, işte vicdan sana. Kaldı ki, kendimi kestikten sonra bana hangi vicdanımdan bahsedeceksin.
Atladığım konuya kısaca değinip,
var ediyorum nokta ile yazıyı. Kulağı kesme ile son bulan acının yerine alan
acıyı yok etme isteği olacak mı? Asıl anlamak istediğim bu. Diyelim ki, kulak
gitti ve yerini akan kanlarla birlikte büyük bir yara aldı. Bu yaranın verdiği
acıyı nasıl dindireceksin? Yok ederek mi? Ya da varlığını inkar mı edeceksin?
Asıl sorun burada başlıyor. İnsan bazı acıları yaşamında yaşamamak için sürekli
yanlış tercihlerle kendini merdivensiz bir kuyunun içine bırakıyor. Yardım
istediği kişiler de etrafında olan kişiler. Karanlıkta pekala görünmez fakat
sesleri gelir hep. “Ben buradayım, korkma.” İstenilen ile elde edilen,
kendilerinden bağımsız ama bir o kadar da insanın kendisi tarafından yaratılmış
bir benlik. Ve sonunda kesile kesile kalan sadece geçmiş bir yaşam. Aciz insan,
sen ve ben.
İnsan acı çekmekten mutlu olan
bir varlıktır.