17 Mayıs 2012 Perşembe

Acayip Olmuştum

Durağan bir an, geldi. Farkında olmadım önce. Sonrası malum, ifademin değişimi Kafka'ya selam çaktı. Bir telefon konuşması, adres tarif ediliyor. Tanıdık bir mahalle gibiydi, hepsi aynı zaten, dedi başka bir ses. Parsel parsel. Ne demekti parsel? Numarası da varmış, insan gibi. Çok uzun değil mi? Neden milyar olarak okunmaz ki? Parçalıyorlar. Daha kolay oluyor galiba. Parseller de öyle herhalde. Hiç görmedim parsel. Telefon kapandı "Tamam Kemal bey," diye. Saygıdan mı yoksa işveren olduğu için mi? Ne önemi var, dedi. Rica ederim, dedim. 

Korku ne kadar etkiler seni? Etkileyen şeyler nelerdir? Anket sever misin?
Sorularımı sorarken çok düşünmem aslında. O an ne geliyorsa aklıma onu sorarım. Meraktan değil. Aklım olmadığı için gelenleri tartacak bir mekanizma yok içimde. Omzumda onca yük varken, diyemem ben mesela. Diyenlere bakıyorum. Gözlerim güzeldir aslında. Hep güzel görüyorum. Bir tek yük göremiyorum, doktor. Ambulans sesleri ile gitar sesleri karışıyor bazen. Hiç sevmem aslında ben bazen. Öyle çıkıyor aradan cümlenin içine bazen. Bazan var bir de. Bazı an tecavüze uğramış gibi. Tecavüze uğrayan kadını bir de soyanlar var. Yüzüğünü, parasını alıyorlar, komiser bey. bey(!) Kimse hatıra olarak başka şey almaz. Hatırlamak mı istemez yoksa? Hatırlanacak bir şey de değil ama.

Johann Joachim Quantz çalıyor, duyuyor musun? Yağmur da yağsa şimdi, bu flüt sesi ne güzel eşlik ederdi karpuz kesmeme. Ah bir bilsen, sen gittiğinden beri...

Durdum orada. Zaten durmam gerekiyordu. O an gelmişti.

Durağan bir an, geldi. Farkında olmadım önce. Sonrası malum, ifademin değişimi Kafka'ya...

Hiç yorum yok: