30 Mayıs 2012 Çarşamba

Şair

Bilmeli mi vezin, uyak, redif.
Serbest sembolik gebeliğinde gitmeli mi yoksa.

İkinci yeniler yıkmamış mıydı, serbest vezin.
Gerek var mı ki, son heceleri seviştirmeye.

Aslolan; sembolik duygu sersemliğini ortaya dökmesidir, şairin.

18 Mayıs 2012 Cuma

Çatışma


Olaylar gelişiyor. Öncesi çok mutlu, sonradan güneş hiç doğmuyor. Dizi dizi birbirine bağlı gibi, değil. Bağlı olsa da, bağlantısı var görünen. İçinden geldiği gibi. İçsel akıntıların önüne konulmuş büyük bir taş. Büyük değil, küçük aslında. Küçük ama baraj olmuş her yer. Elektrik fazla geldi, bırakmalı. Dışarı. Çabuk dışarı. Çıkması gerekiyor. Dışsal akıntı bu sefer elektrik. Kim içinde, dışındaki de o olsun. Oyun bozulmalı. Ama nasıl bozulmalı. Nasıl? Güçleri toplamalı ve o güçleri birleştirmeli mi? ya duygular ne olacak? İkisini bir araya toplamalı. Evet, koşmalı şimdi. Elektrik boşa gitti. Kimdi o dışsal akıntının müsebbibi. Bulmalı önce onu, geri almalı elektriği. Ya da boş vermeli. Taş var taş. Köpek yok. Köpek var, taş yok. Köpek olmuş baraj. Elektrik akımı farklı. Olsun.

Oyun. Başladı yine. Kaç kişi vardı. Kaç kişi, kaç kaç kaç... Sayı olarak, rakam değil. Basamak sayısı çift haneli. Arasına girme. İki ağaç arası hep bir kale. İki taştan bir kale olmaz artık, modern zamanlar. Çatışma başka yerde o zaman. İnsan baki. Boşver ağaç ile taşı. Boş ver doğrusu. Evet. İnsan arası çatışma, bir oyunda. Tanım bu. Kelime bu. Bir kelime. Tanımı ise birçok kelime. Garip. Aşık olana da denmiş garip. Akım. Elektrik değil, yukarıdaki. Şiir akımı bu. Başka akım. Başka elektrik bu.

Kaynaşıyor. Kaynaştılar. Sonra kontrol edilemez olurlar. Zaman boşa geçmesin, sakın. Dizgelerde bir müddet sorun çıkar ama kaynaştılar. Sorun yok. Sorun ona, o da yok der. Güzel. Kıvrılırken oynak bir oyun havasında. Bir düğün alayı. Gelin de güzelmiş. Aykırı bir duruşu var. Güzel gelin, damat şanslı. Karşılıklı bir oluşum bu. Aman, zeval vermesin çocuklara, doğmamış. Doğu güneşe yakın. Doğu hiç aydınlanmayan geleceğimiz.

Karşıt görüşlerin sevdasına müptela olduk. Sevda bizim için buydu, bu huydu. Sevdik, bizden olmayanı daha çok. Tek müsebbibi, sosyalizm idi. aldandık. Aldattı insan. Bu sebep oldu, çıktı oyun. İsmi ne ise; sonra öğrendik, çatışma.

(Çok istedik. Bunun için kan bile verdik. Kimsiniz dediler. Kimiz hepimiz dedik. Sustuk. Can çekiştik. Karar verirken aynaya bakamadık. Ardımız deniz, dağ. Başka güvenecek tabiat harikası yoktu. İnsandık. Seçim belliydi. Ama mecburduk sanki. İsmimizden belli. Yolumuz devrim, çatışma mahkumiyetimizdi.)

Günaydın dünya. Kişinin kendi içindeki bunalıma hoş geldin.

17 Mayıs 2012 Perşembe

Acayip Olmuştum

Durağan bir an, geldi. Farkında olmadım önce. Sonrası malum, ifademin değişimi Kafka'ya selam çaktı. Bir telefon konuşması, adres tarif ediliyor. Tanıdık bir mahalle gibiydi, hepsi aynı zaten, dedi başka bir ses. Parsel parsel. Ne demekti parsel? Numarası da varmış, insan gibi. Çok uzun değil mi? Neden milyar olarak okunmaz ki? Parçalıyorlar. Daha kolay oluyor galiba. Parseller de öyle herhalde. Hiç görmedim parsel. Telefon kapandı "Tamam Kemal bey," diye. Saygıdan mı yoksa işveren olduğu için mi? Ne önemi var, dedi. Rica ederim, dedim. 

Korku ne kadar etkiler seni? Etkileyen şeyler nelerdir? Anket sever misin?
Sorularımı sorarken çok düşünmem aslında. O an ne geliyorsa aklıma onu sorarım. Meraktan değil. Aklım olmadığı için gelenleri tartacak bir mekanizma yok içimde. Omzumda onca yük varken, diyemem ben mesela. Diyenlere bakıyorum. Gözlerim güzeldir aslında. Hep güzel görüyorum. Bir tek yük göremiyorum, doktor. Ambulans sesleri ile gitar sesleri karışıyor bazen. Hiç sevmem aslında ben bazen. Öyle çıkıyor aradan cümlenin içine bazen. Bazan var bir de. Bazı an tecavüze uğramış gibi. Tecavüze uğrayan kadını bir de soyanlar var. Yüzüğünü, parasını alıyorlar, komiser bey. bey(!) Kimse hatıra olarak başka şey almaz. Hatırlamak mı istemez yoksa? Hatırlanacak bir şey de değil ama.

Johann Joachim Quantz çalıyor, duyuyor musun? Yağmur da yağsa şimdi, bu flüt sesi ne güzel eşlik ederdi karpuz kesmeme. Ah bir bilsen, sen gittiğinden beri...

Durdum orada. Zaten durmam gerekiyordu. O an gelmişti.

Durağan bir an, geldi. Farkında olmadım önce. Sonrası malum, ifademin değişimi Kafka'ya...