29 Mart 2012 Perşembe

Neden

soru kısmına dizelim kelimeleri.

ilişki kavramı - 1.oturum

bir kadın ve bir erkek.
ikisi de söz konusu soruyu (neden)
biri diğerine gelirken hiçbir zaman sormaz.
sormaması toplumun genel işlevinin olumlu(!) yanını gösterir.
kadın ya da erkekten biri bir diğerine gelirken,
sorulması gereken soru ya da zamanı değildir sorunun.
"neden beni seviyor?"
beni neden seviyor, değil bak.
sevginin nedenini değil, kendi nedenini öğrenmek isteme gayreti.
ki yukarıda dediğim gibi, toplumun genel işlevi takır takır işliyor.
sorulmaz, gelirken.

ilişki kavramı - 2. ve son oturum

ortak noktalar yakınlaştırır birbirine.
bunu kimse araştırmak istemez, soru da sorulmaz.
erkeğin rakı sevmesi ile kadının rakı sevmesi, birbirlerine daha çok bağlar. bir süre ama!
bu yakınlık içinde kendilerine başka noktalar da bulurlar.
mesela, şiir. çok saçma oldu bu da, şiir ortak nokta! neyse.
ilişki bir süre ortak noktalara virgül koyarak giderken... pat!
ilişki bir yerde, kimsenin nasıl geliştiğini bilmediği bir şekilde durur.
tıkanmıştır. ilk iş zamana bırakmaktır, ki bu yola başvuran herkes dağılmıştır.
ikinci iş ise ayrılmaktır. ayrılık da nasıl bir kelime ise. terk etmekten daha naif duruyor ama.
ayrılırken bir taraf, ki ilişkinin zaten hep bir tarafı daha çok sever,
ilk başta sormadığı soruyu her gün, saatlerce, dakikalarca... abartma tamam yeter. sordur soruyu.
sorar: "neden?"
bu sefer sorulması gereken soru ve zamanlama toplumun genel işlevi ile doğru orantıdadır.
bu açıdan bakıldığında iyi durumda görebiliriz bireyi. fakat?
sorulan soru biraz değişmiştir.
e olacak o kadar, ilişki sonrası akıl mı kaldı bireyde, diyen de olabilir.
akıl ile olsaydı zaten, ilişki ya hiç başlamazdı ya da hiç bitmezdi.

soru; bireyde akıl ile aşk sembolü olan kalbi bir araya getirip, güneşin doğmadığına inandırır.

"beni neden terk etti?"

25 Mart 2012 Pazar

Sırtına Dönerken Bakışlar


Bir ölü gibi gücendi kendine.
Sevda
belki de son kez ayağına değmişti,
dalga.
Kuzeyden güneye güneş tersinde
uzanmış kum taneleri üzerine.
- sessizlik,
gölgesinde saklı duran ifadeyi vuruyordu yüzüne
uykusuna geçerken güneş
doğudan batıya.

* Sonu şu şekilde biter aslında şiirin.

(Saklı hazine vardı, kumdan kalelerde.
Kürekler plastik, aşklara
bakan hizada.
Bir şimşek çaksa, dağılırdı herkes dalgalar boyunda.
Belki o zaman kavuşur, sana
koşarken adım adım sevdaya.
Güneş bu sefer batıdan uyanır,
uyumasa da olur doğuda ya da kıyıda.
Sırtına dönerken kibir dolu bakışlar, boğulur
masum deniz damlasında.)

22 Mart 2012 Perşembe

Anlayış


- Kim ölmek ister ki?
- Ben!


biriktirmiş olduğum kelimeler var fakat hiçbiri büyük ünlü uyumuna uymuyor.
ben de sırf bu yüzden yan yana kullanmıyorum. öyle savruk dolanıyorlar beynimde.
bir gün aklıma geldi, beynim de varmış.
sonra kağıda döktüm hepsini, uyum falan kalmadı.
ne büyük ne küçük.
hepsini darmadağın etti, cümle haline gelen kelimeler.
öyle çoştum ki; bir büyük içmiş gibi keyiften dört köşe oldum da, kimse görmesin diye siyah perde arkasına saklandım.
utanırım ben aslında. aynaya bile bakarken arkamı dönerim.
belli ki berberi değiştirme vakti gelmiş.

- doğduğumu anladım -

ellerini tuttuğum, dudağını öptüğüm, kalbini gördüğüm her kim ise,
dokunmadan hissettiğim her kimse,
bir sözüne dünyaları yıkmaya hazır olduğum her kimse,
kanımızın aynı olduğunu akmadan da bildiğim her kimse,
hepsi karşımdalardı.
doğduğum günden bugüne kadar hepsi, yaşamımda bir rol oynadılar da
ben öldükten sonra yeni bir role büründüler,
hiç bilmedikleri ama sürekli bekledikleri bir role.
anlayış!

- nihayet öldüm -

yeni rollerine alışmışlar.
her biri ne kadar da naif görünüyor.
bak dudaklarına bak!
bir kez olsun söylemediği kelimeleri birer birer döküyor mezar taşıma.
gözleri, elleri...
nasıl da narin.
kıyamam.
kurban olurum birbirinize duyduğunuz anlayışa.

illa ölmem mi gerekiyordu!

18 Mart 2012 Pazar

Derine


sızlıyordu.

güneş kendine göre yön çizmişti.
değişen her şeyde bir düş batıyordu derine.
duvar karanlığına bürünürken
yaprakların rüzgarla dansında beliriyordu,
korku.
ölüm diyordu, ölüm.
şu an değilse ne zaman gelecekti ölüm.
elleri duvardan kaydı,
sesler doldurdu odayı.
üç kişi ya da beş kişi.
sanki herkes oradaydı.
elbiseler...
yapraklarla yer değiştirmişlerdi.
uçuşuyordu etekler, derine.
karanlık.
renkleri kim çaldı!

13 Mart 2012 Salı

Kırık Düşler


şarkılardan habersiz, melodilerin
saklı haline vuran iki-üç cümle yazmak için...

sabretmek erdemin varlığına işarettir.
ilk duyduğumda
hep sarhoş sanırlarmış bendeki kendimi.
sadece içki yüklü bir bedene sahiptim
tek mülkiyetim dünyevinde.
son duyumlarıma göre,
hala sarhoş diye bahsediliyormuş kendim.
ne güzel...
en azından bahsediliyor bedenim
kendimden.

hiçbir düş kötüye örnek teşkil etmez.
her düş biraz incir bazen
farkında olmadan.
-yoksa,
ben istemez miydim
bana sarhoş demesinler.

11 Mart 2012 Pazar

Kere

sonsuzluk.

söz gelimi,
"bir kere daha öpüşelim."

öncesi vardır. muhakkak, sonrası da olacaktır.
önceliği tanıdığın her ne ise, pişmalığın yansımasıdır "kere" sunulan.
ve sonsuzluğu müjdeler sana.

günaydın dünya,
bir kere daha.

7 Mart 2012 Çarşamba

Şişenin Dibi

yansıması vurdu gözüme.
ilkti böylesi.
tekini kapattım gözümün,
diğeri kısık yansımaya.
o muydu, göremiyordum.
-ses de çıkarmıyor.
dalga sesi vuruyordu kulağıma,
sonra dalga vurdu bedenime.
ayağa kalktım, sırılsıklam.
o idi.
kapalı olan gözüm yavaş yavaş açıldı.
iki göz, iki gözde.
tam bir şey diyecekti, ilk defa bana
ayaklarıma vurdu yeniden dalga.
bir, iki...
denize karşı gelemezdim.
durdu o öylece.
beni çağıran denizdi.
şişemin dibinde saklı son yudumumdu.
öptüm doyasıya.

1 Mart 2012 Perşembe

Oyun Saati


beni ayırmışlardı
dilim dilim yenir sandım sonra kayboldum içinde
eskiden daha dağınıktım şimdi ise sınırlı bir yaşam benimkisi

modernizm beni kısıtladı
sokaktan topraktan aldılar
dilim dilim plastik odalara koydular
kah kumda kah mis kokulu odada
umutları tükettim
artık dolamıyordum nitelikli
gittikçe de dilimim başkalarına verilecek biliyorum
belki de bencillik ilk sırada yer alacak
zamanım dolmak üzere
selam olsun
tırnaklarının arasında kuruyan çamurlara umutla bakan çocuk ellere