28 Ocak 2012 Cumartesi

Kum Gibi Tesadüf

gün,
geçti belki de...

üç farklı yerdeydim. üçünde de içki içiyordum.

önce, ki henüz gün yeni ağarmıştı.
bira içiyordum, bu şarkı çaldı.

aradan zaman geçti.
farklı yerdeydim, ki gün ağarmıştı çoktan.
kaçıncı birayı içiyordum bilmiyorum, bu şarkı çaldı.

saat sabaha yakın.
farklı yerdeydim, ki gün aydınlanmaya göz kırptığı zamandaydım.
rakı koydum, bu şarkı üçüncü kez çaldı diye.

aynı gün,
üç kez farklı yerde farkında olmaksızın kulağa çalınıyorsa bu şarkı,
yıllar önce benimsediğim bedenime armağan ettiğim tek şarkıyı doğru seçmişim demektir.
ki bu seçimi de
bira sonrası rakı ile yapmıştım.
sence hangisi tesadüf?

tesadüf çalsın o zaman...

21 Ocak 2012 Cumartesi

Parça


Dönemsel gözyaşlarımın içine koyduğum
bazen bir kadın bazen ise futbolcu kağıtları.
Es vererek ilerliyor yaşamım.
Birleşse de vazgeçmiyor, benden
arta kalan yaşantım.

Piç gibi kaldı yine, sokakta
kalem elinde.

3 Ocak 2012 Salı

Karar Alındı Lakin Yine Bozulur Vaktiyle



Akşam ile sabah…

Tanrı katında bunların yeri yoktur. Zaman yoktur. Kalmamıştır. Yeni bitmiştir. Taze. Tuzlu fıstık taze olmayınca garip tat bırakır damakta. Arkasından istediğin kadar su iç, o andan sonra ne yersen ye damak tadın bok gibi olur. Bayat. Nefesin gibi. Sabah ya da akşam, ne fark eder artık, uykudan kalktığın andaki nefesin gibi. O koku nasıl bir koku, hiç girmeyelim. Hem çıkmaz yol. Bu düşünceyi buraya park edip, yürüyerek devam etmeli.

Zaman çıkmazından ben çıkamadım. Her şeyi zamana yormakta insanın üstüne yoktur. İlişki sıkıcı hale gelir, zaman ister birisi. Zamanla kendi yoluna girer, der başka birisi. Zaman her şeyin… Hiç girme bu cümleye, mahvoluruz. Çıkamıyorum zaman içinden ya da dışından. İçinde ya da dışında. Kim bunu bilebilir ki. Tanrı’yı çağırsak mesela, “Hacı bir elet şu işe, biz yapamadık belki sen çözersin,” desek halleder mi acaba? Sanmam. Onun işi değil bu. İşsiz Tanrı!

Karar. Bazı kararlar alınır, verilir, satılır hatta temyiz bile edilir. Çok garip değil mi? "Seni temyiz edeyim mi?" desen birine, ne der acaba? "Sevgilim, ben bir karar aldım. Bundan sonra artık akşamları seni düşünüp en yakın arkadaşını öpeceğim." Bu karara karşılık sevgilin de "Sevgilim çok iyi düşünmüşsün lakin ben bu kararı temyiz edeceğim," dese. Bu ilişki yaşar işte. Sevgili kararı temyiz edecekmiş! İçeriği ile hiç ilgilenmedi mesela. Düşselliği önemseyen, varlığını somut hale getirmekte insanın zorlanacağı bilincinde olan bir sevgili. Ya da hiç alakası yok mu? Kendisine sorsam ne der acaba? "Tabii canım, ben de aynen bu düşünce içinde olduğum için böyle davrandım," mı der?! Sırf kendisinin geri zekalı olduğunu düşünmemem için, der mi der. O da insan sonuçta. Önce kendini sonra başkasını kandıracak. Acaba aldatıyor mu?

Zaman ile girip karara nasıl bağlayacağımı bilmediğim bir ip ile dolanıp duruyorum odamda. Avize de yok ki… Konu dağılmadan bitirmeli, yoksa başka yerlere gideceğe benzer bu cümleler. Zaten dilin kemiği yok demişler ya, işte bu bilgisayar dünyası da böyle bir şey. Bir şey yazmaya başladığın vakit her an her şey ekrana çıkabiliyor. Parmakların kemiği var da ne oluyor?!
Bak aklıma ne geldi? (Dedim ben ama konu dağılacak diye. Ama konu ile ilgili.)
Hukuk fakültesinde okurken sınavlar çok matrak geçerdi. Herkeste bir yazma istediği ki tarif edemem. Nasıl yazıyor herkes. Normalde, bizim okulda, özel sınav kağıdı veriliyor. Yanlış hatırlamıyorsam 5-6 yapraktan oluşan zımbalı sınav cevap kağıdı. O kağıt bitiyor, ardından ikinci bir kağıt isteyen mi dersiniz, belki de üç. Ben hiç üçüncü kağıt isteyen görmedim ama duyduğumu biliyorum. Ben de çok yazardım fakat hukuki anlamda ne kadar çok yazabilir ki insan. Soru belli cevap belli. "Acaba kafasına göre kural mı koyuyor bu insanlar," derdim. Hiç ikinci kağıt istemedim fakülte hayatı boyunca. İstese miydim?
İkinci ya da üçüncü cevap kağıdı isteme işinden hoşnut olmadı hocalar. Sınav esnasında henüz sınav başlarken dersin hocası derslikleri gezer “İkinci kağıt istemek yasaktır. Hangi nedenle olursa olsun,” diye uyarıda bulunurdu. Sonra da eklerdi “Ben de hukuk fakültesinden mezunum. Biliyorum, bir kere başladın mı yazmaya durmak bilmez kalem. Kaleme dur demeyi bilin!” diyerek ayarını da verirdi, biz göt kadar sıralarda yusuf yusuf soruları beklerken. Zaten bazı hocalar artık bıktıkları için uzun ve boş cevaplardan, soru altına boşluk bırakmaya başladılar ve yazılacak kelime adedini sınırladılar. O sınavlarda ikinci ya da üçüncü cevap kağıdı isteyen kişiler ne yaptılar acaba? O kişileri bir kenara bırakıp, dilin kemiği ile bilgisayar çağının parmaklardaki kemiği de dile çevirdiğini söyleyip, asıl konuya dönmek istiyorum.

Karar. Ben az uyuyan bir kişiyim. Öyle bilirim kendimi. Çok uyuyorsam, ya düşünmek istemiyorumdur ya da hastayımdır. Başka bir nedenle çok uyuduğumu görmedim. (Yatağımın karşısında ayna var!) Uyanık kaldığım dönemlerin en güzel zamanları hep gece vakitleri oldu. Gece vakti doğduğumdan belki de çok seviyorum gece seslerini. Hem ders çalışırken hem de kendimle uğraşırken en güzel zamanlardır, gece sesleri. Fakat artık veda etmem gerekiyor. Sağlık ya da herhangi bir nedenden dolayı değil. Sadece zamanı başka türlü kullanmak için bir karar almam gerekti. Uygulamak için elimden geleni yapmayı diliyorum. Dediğim gibi, bunun hiçbir nedeni yok. Sadece sabah vakitlerini değerlendirme isteği. Sabah 5 ile 8 arası gün inanılmaz güzel oluyor. Gökyüzü rengi, kuşlar, derin sessizlik, uyku sonlarının huysuz rüyaları… Artık bu vakitleri yaşama isteğinde olduğumu düşünüyorum. Bu nedenle artık 00:00 – 05:00 arası uyku zamanı olarak belirledim kendime. Umarım bu uyku kararını olumlu şekilde uygulayıp hayatıma, sınav döneminde gözlerime tuval gibi bürünen sıçtın mavisi rengini katmış olurum. Bu sefer huzurla…