30 Kasım 2011 Çarşamba

Yıkılır Umut Kalır


Bilseydim,
yazmazdım tüm yaşanmamışları.
O gün,
içilmemiş içkilere bakarken, çimlerin üstünde
sen kıskançlığını sergiliyordun.
Ve bilseydim,
hüznümü sevinçlere yollardım, yolardım
çimlerdeki solucanları yuvalarından.
Tüm zarafetin üstündeydi yine.
Ve yine,
birikmiş kibir, benim sevgimle sevişiyordu.

... bilseydin,
kıskançlığın sensizlik olduğunu...

boşlukta sallanıyor artık, kelimeler
intiharı bile gülerek karşılıyor.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Uçurum


savurabilir misin?

soru cevabından geçerken, ilk akla gelen beden olur.
ölüm kolaydır ya sonrası.
cevaplar,
soruların hep yanlış anlaşılmasından dolayı
saçmadır.

şimdi soruyu yeniden düşün.
aklına ilk ölüm mü gelecek?

öyle bir köşedir ki, boşluktan da ötedir.
başlangıcıdır,
biriktirilen düşlerin.
kumbaranın en yüksek yeridir.

22 Kasım 2011 Salı

Çok Güzel Bir Kadın ve Kadehlerdeyim


Ay güneşi kovalıyor
dalga kumları kırbaçlarken.
masaya seriliyor bedenlerimiz
balık olmak niyetimiz.
rokaya sıkılmış limon, ilişkiyi henüz görmeden
sıvanmış gömlek
elleri açıkta bırakmak için.
uzun süreli sevişmelerin ön sevişmesi, ellerin
birbiriyle örtüşmesi.
yağ gibi akıyor kadehin içindeki, içime
masaj yapıyor bakışları.
kirpikler yaralarıma ok gibi saplanıyor,
kapkara çekilmiş.

ismimi sorsa düşünür, aklım
diğer masalarda raks eder.
gece mavisi gözleri, melodisi grammy alır.
başım boşluğuna yenik düşer,
kırmızı boyalı gülüşü kaldırır.

bal gibi süzülüyor yanaklarından saçları
yüzüyor mehtapta gönlümün yongaları.
pullarımı pürüzsüz dökmekteyim,
çok güzel bir kadın ve kadehlerdeyim.

17 Kasım 2011 Perşembe

Otomatik Kapı

Gözünü açtığında hava hala karanlıktı. Yorganın altından bedenini kaldırmak istemiyor, kaldırsa bile yapacak işi olmadığı için anlamsız geliyordu uyanmak. Yumdu gözlerini. Sanki 10 dakika uyumuş gibi uyandı. Aradan 4 saat geçmişti. Yüzünü yıkamaya sevmediği için direkt küvetin içine girdi. Buz gibi suyu açıp, sabun ve şampuan kullanmadan hareketsiz şekilde kendini suyun altında tuttu uzunca süre. Küvetten ayağını atarken kayacağını düşündü, kaymadı. Çocukken bir defasında kaymış, kıç üstü düşmüş ve iki gün sağlıklı şekilde yürüyememişti. O günden beri her banyo sonrasında küvet çıkışlarında içini korku kaplıyor, sanki her defasında yine aynı şekilde düşecekmiş hissiyle hareket ediyordu. Bu sefer de düşmedi. Bornozu ile sokak kapısına doğru gidip, kapıyı açtı. Sabahın köründe nasıl uyanıyor bu çocuklar, her sabah gazetem ve sütüm kapımda, diyerek mutfağa gitti. Yiyecek hiçbir şey yoktu. Saat 13 sesini duydu duvar saatinden. Babasına babasından ona da babasından kalan eski bir saatti çalan. Hala çalışması şaşırtıyordu. Masaya koyduğu cam şişe sütü açmadan tuvalete gitti. İşemesem ne güzel olur ya, daha çok içerim her akşam,  diyerek aynadaki kendine güldü. Ne saçma kafam var benim.

Tuvalet kağıdının bittiğini görüp, umursamaması buzdolabını açtığında peynir ve zeytinin de bitmiş olması ile son buldu. Alışveriş yapmam gerek diyerek, bornozunu tekmeleyerek çıkarttı. Dün giymiş olduğu kotu çekiştire çekiştire giyip, üstüne siyah kazağını giydi. Dışarısı göründüğünden daha soğuk gözüküyordu. Atkısını boynuna doladı ve üstüne en kalın gociğini aldı. 1 kat için asansör bekleme saçmalığını yapmak istemedi. Her ne kadar yüksek ödeme içeren aidatları her ay düzenli ödese de, asansöre binmemeyi tercih ediyordu. Yönetimle konuşsam bana bir indirim yaparlar mı? Adamların işleri güçleri yok benim asansörü kullanıp kullanmadığımı mı denetleyecekler. Kafam gerçekten güzelmiş, yürü hadi hem spor olur hem de götünü kaldırmış olursun biraz, dedi. Merdivenleri sayarak indi. Tam 25 basamak, apartman girişindekileri de eklersem, 33 basamak merdiven inmişim, dedi. Kapı otomatik kapı, iki yana açılıyordu. Önünden kedi bile geçse açılan bir kapıydı bu. Son dönemlerdeki ilişkilere benzetti. Herkes kalbini böyle açıyordu. Yok yok kalbini değil, bedenini, dedi şeytanı sol kulağının üstünden silkeleyerek. Kapıdan çıkar çıkmaz köpeğini gezdiren kadın belirdi karşısında. Kadın gülümseyerek selam verdi, yanından geçerken. Şaşkınlığını gizlemek için o da yarım ağız gülümseyerek selam verdi. Tanımıyordu. Kimdi bu kadın? Önceki gecelerde sarhoş halimle sohbet ettim de ben mi hatırlamıyorum? Neyse, dedi. Gençliğinde güzel kadınmış herhalde, baksana hala diri vücudu. Diri vücut dediği için kendinden utanmıştı. Taş gibi kadın deseydim daha iyi olurdu sanki, dedi. Evet evet, taş gibi kadın diyerek kadının arkasından bir kez daha dönüp baktı. Köpek ile yalnızlığını mı kandırıyor acaba? Ben de mi alsam bir köpek? Ne gerek var, dedi. Kim çıkaracak ikinci bir kadeh masaya.

Markete yürürken arabaların arasında pacman gibi kendini savuruyordu. Kazandığı hiçbir puan olmaması umurunda değildi. Bir kez olsun pacman’i bitirebilmiş değildi. Arkadaşlarının anlattığına göre diş fırçası gibi bir şey çıkıyormuş oyunu bitirince. Kandırıyor ibneler. Oyunu bitirmediğimi biliyorlar, kendilerine göre son uydurup beni maskara ediyorlar güya. Ha bir bu eksikti. Karşı kaldırımdan apartmandaki üst komşu Hatice teyze yürüyordu. Hemen kırmızı arabanın yanına çömeldi, ön sol camından karşı kaldırımdaki Hatice Teyze'yi gözetledi. Kadın yaşına göre hızlı yürüyordu. Görüş açısından çıkmasıyla ayağa kalktı, üstünü düzeltti, markete doğru yürümeye koyuldu. Görecek şimdi, kaç gündür yemeğe gelmiyorsun, Ayşe de özledi seni. Ne güzel ders çalıştırıyordun Ayşe'yi. Ayşe de gitmez oldu sana, kızdırdı mı seni yoksa? Sen zeki çocuksun, mühendis adamsın. Ayşe'ye bu sınavda çok yardımın dokunacak, eminim. En kısa zamanda yeniden gel, üzülüyoruz oğlum, gibi vesaire şeyler söyleyip, günün içine edecekti. Ne diyeceğim kadına? Ayşe ile benim yatağımda geometri çalıştık, hepsini hatmetti mi diyeceğim kadına. Memesinden göbek deliğine doğru çizimler yapıp biyoloji dersini de hatmetti. Türkçe’yi de yerinde ve zamanında çok güzel kullanıyor, dilinden anladım. Çok güzel Fransız arkadaşlar edinmiş herhalde, burayı anlamasan da olur Hatice Teyze, boş ver.

Mahallenin en ucuz marketine girdiği için birinin kendisini gözetleyip, gözetlemediğinden emin değildi. Hem olsa ne olurdu ki, buyum ben, derdi. Öyle de dedi. Üç tekerlekli market arabasını sürüklemeye başladı, manav reyonunda durdu. Bir poşete iki tane elma koydu, poşeti kulaklarından bağladı. Bir portakal, iki domates, bir soğan, iki salatalık… poşetlerin kulaklarından okul müdürü gibi tutuyor, balıkçı edasıyla düğüm atıyordu. Düğümlenmiş poşetleri arabaya doldurup üç tekerlekliyi süt ürünleri reyonuna park etti. En fazla 5 dakika park süresi vardı. Ceza yememek için damağının alışkın olduğu ve ucuz olan peynir, yoğurt ve zeytinden kaptı. Alışkanlık olduğu için eli cam şişe süte gitti, evde olduğunu hatırladı, geri bıraktı. Et reyonunu teğet geçen enflasyon oranında geçti, arkasından toz bile kalkmadı. Birkaç makarna poşeti atarak kasanın yolunu tuttu. Arabadan poşetleri kasaya boşaltırken ekmek almayı unuttuğunu ilk önce kasiyer kıza söyledi. Kız gülümseyerek, alın siz beklerim ben, dedi. Devrik cümle kurmuştu kız. Bilerek mi yaptı acaba? Şiir mi yazıyor yoksa çok mu kitap okuyor? Sorsam mı? Cemal Süreya desem, verir misin bana bir kere. Hem Edip Cansever’in tüm kitapları var bende. Turgut Uyar mı, uyar valla. Uyar mı, dedi kasiyer kız. Uyar mı, dedi şaşkın şaşkın. Ne uyar! Haa şey, beklemeniz uyar, hemen alıp geliyorum, dedi. Duydu mu acaba tüm düşündüklerimi? Sesli mi düşündüm yoksa. Öyle olsa kız, uyar mı yerine veririm derdi. Harbiden verir miydi, duysaydı. Bekletmeyelim kızı, dedi. Beklemezse alamayacağını düşündü, korktu. İçini rahatlatmıştı kasiyer kız. Geçen günkü kızdan daha güzeldi bu. Kırmızı ruj daha bir güzelleştirmişti. Ekmeği alıp, geldi. Kırmızı dudaklar ellerinde ekmek koşarak geldiğini görünce gülümsedi. Güldü, dedi içinden. Verir mi? Sorsam… Verir misiniz? Pardon anlamadım, dedi kız. Poşet kalmamış da, poşet, dedi verir misiniz? Kasiyer kız oturduğu yerin altından bir avuç poşet çıkardı, önüne koydu. Aldıklarını poşete koyarken kızı ilk defa görüp görmediğini düşündü. İlk defa görmüştü. Kasiyer kız aldıklarını birer birer manyetik cihaza okuturken dudaklarına baktı. Dudakları çok güzel, dedi. Bir kere öpsem, dedi. Yüzü kızardı. Sesli mi söyledim yoksa, diyerek arkasında bekleyen yaşlı kadına baktı. Yaşlı kadın, iki telden kasanın yanına yapılmış olan raftan kitaplara bakıyordu. O da baktı. Elif diye bir yazar ismi, tanımıyorum, dedi. Yaşlı kadın kitabı aldı, arabasına attı. Kasiyer kız fişi uzatıp, teşekkürler, dedi. O an ayakkabısını bağlıyordu. Kasiyer kız da şaşırmıştı, teşekkür ettiği kişinin olmayışına. Doğruldu. Poşetleri eline geçirdi. Verir misin, diye sordu. Kasiyer kız gülümsedi. Buyrun, dedi. Fişi alıp poşetin içine attı, marketten pacman edasıyla çıktı. 

14 Kasım 2011 Pazartesi

Hüzün Orospusu

griye boyar gökyüzünü.
makyajı tamdır, bana.
gölgeleri de olmasa
o beyazlar, damlalar
akmazdı dudaklarıma.

çok geç, erken yatarım.
durur, izler gözlerimi.
sıcaktır, uyuyamam.
sevmediğimi bilir, soğutur beni.

sabah 5.
erken yatarım ben.


ömürlük sevgilimdir, hüznüm.


* Bu şiir çok zorladı beni. Neresinden tutsam elimde kaldı.
Dayanamadım artık. Böyle sunuyorum.

12 Kasım 2011 Cumartesi

Öyle Hasretim Ki


dalgalanan saçlarının, rüzgarsız tenindeyim.
kuruluğum ürpertimden.
sanılmasın, görünce terlemiyorum heyecandan.

- devam edebilirdi belki de,
sende kalan biriktirdiklerim.
şimdi gidiyorum.
belki kaybederim.
ama bilirim,
yine biriktiririm.
sen.
kaybettiklerimle yetinen.
ne çok sen var,
içimde,
her sabah güneş doğarken.

öyle hasretim ki
kadehlerim boşalmıyor gece olunca.
yine sahnede ben,
biriktirdiklerimle var ediyorum,
birçok sen.

Bez Parçası Kalmış Ağaca Asılı Dileğin


gözlerim eskisi gibi göremiyor.
gördüklerim de zaten eskilerden hayli farklı.
bakışlarım bile gündüz yarasa misali.
etrafım birçok.
insan birçok.
bazan öyle ayrı düşüyorum ki, birçok oluyorum.

et, yemek, araba, ev.
birçok dertsiz, tek dert para.
öncelik kariyer. bende desen bolca var.
bakıyorum. cebime sığar. o kadar.

bazan. yaşamak istiyorum.
ama o birçok oluyorum,
dertsiz kalıyorum.
tek bir dert ile birlikteliğim uzun sürmez benim.
açıkçası ben,
ölmek istiyorum.
(05.10.2006)


sonra aklıma geliyor.
arkamdan bakarlar, ağlar diye.
ah şu vicdanım...

sonra aklım geliyor yerine.
2 gün bakar, ağlarlar.
sonrası iyilik sağlık, diyorum.
bir doğum günüm, bir de ölüm.
ah şu aklım...

en sevdiğim bitkiye bakıyorum,
fotoğrafı önümde.
kendisi Akdeniz'de. adı yasemen.
gözlerimi kapatıp, kokluyorum.
açıkçası ben,
şu an ölmek istiyorum.
(15.11.2007)


duvar çarpıyor düşlerime.
paramparça dökülüyor, birer birer parke taşlara.
karıncaların yoluna barikat.
gidemiyorlar evlerine, sevdiklerine.
her şeyin sorumlusu.
duvar beden.
devriliyorum.
açıkçası ben,
şu an ölmek istiyorum.
(18.03.2009)
.
.
.
.

3 Kasım 2011 Perşembe

Kaçarım Ben Kimse Tutmadan

Şu İstanbul'dan gitmelerim var ya, o kadar mutlu ve huzurlu oluyorum ki, tarif edemem.
Tatildi, bayramdı, seyrandı derken ufak ufak kaçış lanet kentten.
Biraz daha ilerlesin zaman, temelli terk edeceğim. Tabii, yaşamın zorunlu hallerini de örtbas etmemek lazım gerek.
Gün be gün, ne olacağı hiç belli olmaz. Bakarsın, hiç sevmedeğim çizgi film kahramanlarından biri gelir. Üfler kulağıma. Kulak. Vajina. Dur, sırası değil, önceden yazdın zaten bunu, sen de okudun.

Bayram tatili kisvesi altında, 7 günlük bir kaçış.
Kaçarken yanıma güzel kitaplar aldım.

Dostoyevski - Beyaz Geceler
Ahmet Hamdi Tanpınar - Huzur
Yalçın Tosun - Peruk Gibi Hüzünlü

Bu kitapları ise enfes bir müzik eşliğinde okumayı yeğliyorum.
Pyotr Ilyich Tchaikovsky.

Haydin hoşça kalın.