29 Ekim 2011 Cumartesi

Şiir Hayat


gündüz düşlerinde, yitik.

uyanırken güneşi yok saydım,
karanlık bir gelecek gibi.
ilk günaydın mesajını yollamak,
sevmek fiilini ölçüye değer kılmaya çalışıyor.
ne hale geldik.
ilişki,
başlamadan bitiyor.

ağlayarak uyandım.
gök ne der ki buna, şaşırır mı?
mavi olsa bile, kendi de ağlar mı,
kıskanıp.

uyandım.
sabahın karanlık gecelerine.
ben hiç, uyumadım.
zamanı mekanlara bölerken,
ertelediğim tüm hayatları
mesafelerde terk ettim.
halbuki temizliğinde boğuldum tüm gülüşlerin.
ah saf halim,
bir kelimeden kafiye yaratır hala,
aldanırım şiir hayatıma.

27 Ekim 2011 Perşembe

Şimdi


kısıtlı bir takım davranış sergilersin.
siner içine, nefesi tutarsın.
ağzın kurudur. fakat kimse ağzına bakmaz.
gözlerindeki yaş, dairliği ifade eder.
kime sorsan söylemez, ki zaten kime dediğim de senden başkası değildir.
nereye saklarsın, duyguların çıkmazı sokak olur mu,
hep aynı sorular.
zaman mı..?
işte onu hiç sorma!

geçti.

yakalamak üzere diğerini,
durma. şimdi.

Aklın Boş Sayfası


boş şiir yazmak istedim
boş insan olmamı kanıtlarcasına

gülerken ağladılar, sorgulandı tüm gözyaşları
aldatılan hayatlar kulakların gözlerini açtı
yamuldu yüz
burun oldu göz, dudak oldu kulak
bastı duygular, külahlarından düşen dondurma hüznü
biçimselliğini yitirdi
bahçelere gelişi güzel ağaçlar ekildi
okuyan herkes önce güldü, sonra ağladı
boş sayfa boş insanları çoğalttı

akıl çetrefilli sahici.

26 Ekim 2011 Çarşamba

Piano Magic - Your Ghost

Uzun zamandır müzik paylaşmıyordum, aklıma gelmişken bu kaydı yayınlayayım dedim.
Derin nefes alarak dinlemek lazım, her zamanki gibi.
Viski yok!

25 Ekim 2011 Salı

Bakır

ellerinde tas
suya eğildiler.
hepsi, aynı anda
"ruhlarımızın özlüğünü bağışla bize tanrım,"
diyerek, gözyaşlarını necefli maşrapaya akıttılar.
önlerinde duran küçük maşrapadan
ellerindeki bakırı doldurup,
yudumladılar.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Ihlamur


Bu gri havalar hoş geldi, iyi ki de geldi.
Yoksa
sakladığım yeri unutacaktım,
seni.

Öyle hassas seviyorum ki; sağlıklı hüznümdür,
ıhlamur benim.

16 Ekim 2011 Pazar

Şiirsel Anlam

İnce ince dizmişim tüm renkleri masama
desenlerinde saklı kalan resimleri boyamışım
geçmiş zamandaki kelimelere bir an dalıp
kendimdeki şimdiki zamanı bulmuşum


Şairlerin en güzel dizelerinde yazan fakat hiç bir zaman anlamını kavrayamadığımız cümleler vardır. Belki çoğu anlaşılmak istenmediği için yazılmıştır, kim bilir. Ama ülkemin okuyucu kısmına baktığımda şiirleri anlama ve kavrama kaygısını hissediyorum. Ne demiş olabilir sorgulamasını yapıp hemen vazgeçiyorlar. Düşünmek mi istemiyor yoksa başka bir nedenden dolayı mı bu kaygı. Hatırlarım lise birinci sınıfta öğretmenler günü programı yapılacak ve edebiyat öğretmenimiz bana her zamanki gibi şiir okutacaktır. Bu şiir okuma bana yapışıp kaldı nedense. Orta okul da olmak üzere neredeyse her bilmem ne gününde kesin şiir ya da metin okuturlardı bana. Ki anlamam etmem, neden okuturlardı bilmezdim. Öğretmenimin dediğine göre yerinde vurgu yapıyor ve hissediyormuşum. Garip tabii ki de, bana ait olan özelliğin başkası tarafından daha iyi bilinmesi ve ortaya çıkarılması. Hoş zaten öğretmenlerin ana temaları bununla çiziliyor, yoksa sadece eğitim açısından ders konuları değil işleri. Bu özelliğimi kanıksadım artık ben de. Ve hatta mezuniyet-kep töreninde belediye başkanı ve vali olmak üzere bir dolu insana kafamda kep, gençliğe hitabeyi okumuş, okumak değil de ezbere okur gibi yapmıştım. Biliyordum başıma o günün geleceğini. Pişman mıyım, değilim tabii ki ama hala ben okuma özürlü hissederim kendini. Bu hissimi kanıtlayan en önemli olay da söz konusu öğretmenler gününde edebiyat öğretmenimin beni odalarına çağırıp elime tutturdukları şiir ile ortaya çıktı. Elime tutuşturdukları şiir Ceyhun Atuf Kansu'nun tüm ülkece bilinen şiiri Dünyanın Bütün Çiçekleri. Öğretmenim önce kendi kendine oku iki-üç kere ve anlamaya çalış dedi. Ben de alıştım artık, bir sorun olmaz dedim. Bir-iki okudum. Tamam, ne var ki işte, anladım dedim. Hazırım öğretmenim, okuyayım mı dedim. Oku, dedi ve başladım okumaya. Daha ikinci kıtaya geçiyordum ki, dur dur dedi, n'apıyorsun, katlettin şiiri. Ben ne olduğunu anlamamış ve hatta güzel okuduğumu düşünürken, öğretmenimin şiiri anlamadığımı söylemesi üzerine bir-iki nasihat ile bezendim. Evde çalış dedi, yarın hem anlamış olarak hem de o kendine has hissini de katarak görmek istiyorum seni dedi. Ertesi gün hem şiiri, hem şairi, hem de öğretmenimin göğsünü kabarttığımı düşünüyorum ki, okuldaki herkes baya baya alkışladı. Öğretmenlerim de duygulandıklarını söylediler, ben de duygulandım ondan sonra. Yıllardır şiir okuyan insanlara bakardım, sadece dinlerdim. Herkes gibi ben de okuyanın etkisinde kalırdım ama iki dakika sonra sorsalar ne anladın şiirden diye, ee şey güzel okundu, duygulu falan der geçiştirirdim herhalde. Ama orta okul ve lise döneminde şiirleri okuya okuya anladığımı hissettiren edebiyat öğretmenim sayesinde şiir kavramına artık bir şair gibi bakabilmeyi öğrendim. Sadece güzel sözler değil bu, ya da his değil. Anlam kargaşası yaşanılan duygular bütünü. Belki de daha da ötesi.


* Ceyhun Atuf Kansu değerli bir şair. Benim baş tacı şairlerimden Nazım Hikmet ve Cemal Süreya bayılırlarmış bu adama. Çok da yakınlarmış. Fakat bana biraz milli duyguları fazla geldi. O dönemi düşündüğünde belki bu tarz yazmak lazımmış ama o dönemde yaşayan Cemal Süreya ve Nazım Hikmet gibi şairler bu kadar fazla milli duygularını yoğurmamışlar şiirlerinde. Bu da şair farkını koyuyor ortaya.

* Yazı başındaki dörtlük bana ait.

15 Ekim 2011 Cumartesi

Gölge Yaşam



Ben sen o
Ay dünya güneş
Hangisi kimin için,
Arasında mı yoksa arkasında mı?
İçinden geçen zamansız gölgenin
Yansıması mı?


Gizli gizli bakıyorum. Seni gözetliyorum. Gözlerim takibinde. Bilmiyorum nereye gideceksin, bilemiyorum. Sadece gözlerimle takip ediyorum, kendimi gizlediğimi sandığım köşede. Bakıyorum, kafamı çıkarıyorum ara sıra. Bazen bir adım ileri gidip, tekrar yana doğru duvarı siper ediyorum bedenime. Gizleniyorum tekrar. Gölgem görünmesin diye başka yere geçiyorum. Gözlerim takibinde.

Sen çok fazla hareket etmiyorsun. Birini bekliyormuş gibisin ama sakinsin. Bir sağa bakıyorsun, bir sola. Bazen kenara çekilip ileriye doru bakıyorsun fakat göremiyorsun. Ya da ben öyle düşünüyorum. O an belki de ben seni göremez oluyorum, derken direğe yaslanıyorsun. Gözlerin sabit bir şekilde bir yere bakıyor. Bazen kafanı çıkartıp geri direğin yanına sokuluyorsun. Gözlerin başka yere bakmaz oluyor. Kafan sağa ve sola dönmeye bırakıyor. Gözlerin… gözlerim… Takip ediyorlar.

O ise gökyüzüne bakıyor. Hava durumunu mu düşünüyor? Akşam açık havada konsere mi gidecek acaba? Ne ben biliyorum ne de sen. Senin kadar ben de merak ediyorum şimdi. Senin iki gözün onda, benim bir gözüm sende diğer gözüm onda. Haksızlık diyorum. O sıra arkama bakıyorum, kimse yok. O da bakıyor arkasına. Bir arabanın yanına doğru gidiyor, eğiliyor. Ayakkabısını bağlıyor herhalde. Hayır. Camın ucundan bir yere doğru bakıyor. Nereye baktığını göremiyorum. Belli ki o da gizleniyor gözleri hariç. Sana bakıyorum o an, sen de yerinden hafif ayaklarının ucuna yükselmiş, kafanı sağa sola oynatıyorsun.

“Ne yapıyor acaba?”
Ben, sen ve o. Ortak sorumuz ve olmayan cevabımız.
Ve ne çok ben, sen ve o var yaşamda.
Belki de uzak bir köşede bana bakan bir kişi daha var.
Birbirimiz ardına saklanan, gözetlenen, gizlenen ve takip eden ne çok insan var.
Ben, sen ve o.
Ay, dünya ve güneş.

Sırasıyla dengelenmiş varlığımız.
Kimin arasında kalmış gözlerimiz,
Son biterken.
Her birimizin gölgesi,
Vazgeçmiş kendi bedenlerinden.

12 Ekim 2011 Çarşamba

Aherli Kağıt

Dönüp bakınca, arkamda kalmadığını görüyor gözlerim.
Ama önüm, arkam, sağım, solum kimi sobeler.
Ebe o değil miydi!

Biçimlere hiç girme.
Savur fırçayı dilediğin yöne.
Ortadaki evi kim yaptı.
Ortaya fırça süren belli değil, kaçmış.
Savurur mu resmi yanlarına.
Kaçışların fırtınalı darbeleri.

Yeşil olmamalıydı.
Yeşildi belki de, bilinen
hiç akmasaydı.
Hep o darbe yüzünden,
kırmızıya boyandı aherli kağıtlar.

8 Ekim 2011 Cumartesi

Giz

Yutkunurken, takılır boğazına.
İşte o an vicdanın avucuna dolar,
saklayamaz kendini.
Kimin için, ne için bilinmez.
Ne zaman geçse boğazından,
aklında bir ur gibi kalır, gizin.

Sonra

... gidiyordum işte.
arkamdan seslendi. arkamı dönmüş olmama rağmen adım atıyordum.
ne diyor bu, diye içimden geçirirken, bir ayağım boşluğa geldi ve sürüklendim dibe doğru.

- sonra...

zamanın kahreden sonrası.
meraklı dillerin vazgeçilmez zaman ayracı.

7 Ekim 2011 Cuma

Özlemlerden Bir Dalga

Ben
hangi bedende var olan
ben
sendeki en güzel günlere ait
sokaklarından geçtim
el ele olduğumuz
nasıl da hoyratça bakıyorlardı
varlığımıza armağan biçilen
aşk oyunlarını izliyorlardı belki de.

Sen
kıymetsiz zamanın en değerli dakikalarıydın
benim için
denizin derinliklerine dalarken aldığım nefestin
senden sonra denize giremez bir beden
nefes alışlarında
karada bile boğulan
ben
kaçıncı kulacımdayım bilemiyorum
ne sendeyim
ne kendimde.