23 Ağustos 2011 Salı

Dalga Sesi


dalganın sesi diye bir şey yok!
türkçe doğrusu budur, tamam.
fakat belirtisiz isim tamlaması yok mu?!

dalga sesi.
budur doğrusu.
ve doğduğumdan beri yastığımın köşesinde serilen kuma vuran, budur.
dalganın sesi değil, dalga sesi.
dalga...  deniz...
tuzun kuma vuruşu ile köpükleşmesi...
hele bir de 'hıışşşş,' diye bir ses çıkar ki, müzik olsa
ömürlüktür.
ömür boyu arka fon müziği.
marş.
kıt'a dur!
ölüm.
bana çaldı bu emir.
siz devam edin,
hıııışşşş... hııııışşşşş...

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Bazen


Öyle bir yıkılıyorum ki...

Altında kimse kalmıyor, benden başka.
Ben dediysem,
sevdiklerim, saydıklarım... Zaten ben öldükten sonra mezarıma kim gelir ki?! Bir dua ki, okurken diyeceklerdir, "sen sevmezdin ama şimdi sen yoksun göt herif, sıra bizde," yattığım toprakta bile laf yiyeceğim. böyle.

Aklımı sikeyim, nereden okuduysam o kadar şey; roman, öykü, şiir... Hepsinin belasını versin, kendime tecavüz ettim, savcı duy beni!
Savcı, ahh... Bizlerden nefret ediyorlar, biliyor musun? Avukatım, dedin mi, bir bakışı vardır, sanki itsindir, onun gözünde. Ne çok virgül oldu. aynı yaşam gibi...

Ölüm diyorum. Aslında ne güzel bir şey. Bazı insanlara çok yakışıyor.
Kendime bakıyorum. Yaşamda en şanslı kişilerden biriyim. Fakat şans yaşamın sadece mahalledeki sokak adı. Diğer sokaklarında iz bulmaya çalışırken, meğerse tüm sokak adları ezberimde dolaşmışım.
Ben, birden çocukluğumun sokağında kalmışım; uzandığım turunç ağacının dibinde, akdeniz eser bedenimde.

Çok mu gezdim, çok mu eğlendim? Kendimi dinliyorum 2008'den beri. Ne çok olmuş, kendimle konuşalı. Herkes ne güzel amaçlar peşinde, çoğu da başarılı. Ne güzel, hepsi iş adamı, ev sahibi, araba sahibi. Ben hiç bilemedim bunları, bilmek istemedim belki.
Avukat mısın? Yok, aylakım ben, diyorum.
O kadar sessizliğe alıştım ki, üç kişi konuşurken duramıyorum orada. İki kişide bile bazen zorlanıyorum.
Barların son dolu taburesini terk eden ben, şimdi hiçbir tabureye oturmuyor. Ne bir konser öncesi soundcheck sevdası, ne de en önde zıplayan bir adam.
Geceler, dört duvar efkar.

Bıkkınlık mı yoksa yaşam farkındalığı mı...
Yaşam, basit bir oyun bile değil. basitliğinde kaybolan bir oyuncak.
Bizler de oyuncak gibi, bir oraya bir buraya.
Kimisi arabasıyla, kimisi kıyafetiyle, kimisi kariyeri ile.
Keşke diyorum, hala şansım varken ben de giyinsem bir kimlik.
Ama, benliğimi nasıl çıplak bırakabilirim ki?!

Bazen diyorum...
Hani dağa tırmanırsın, bilmem kaç kilometre yürürsün, bilmezsin.
Sadece zirveden aşağıdaki manzarayı görmek içindir hepsi.
2 saat yürür, tırmanırsın, 2 dakika bakmazsın.
Ama sorsan, o zevki kimseye anlatamazsın.
İşte yaşam da böyle benim için.
O zirveden 2 dakika yerine, ömür boyu bakan aylak bir adam gibi bazen.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Yoksun Zengin, Anlamlı Bakışlar

garibime gitti o gün.
o gün şu da oldu.

şu insanlar ne garip, dedim.
garip değil, tuhaflar ağabey, dedi.

ondan sonra da bir şeyler dedi lakin ben dinlemeyi bırakmıştım.

kelime aklıma takıldı.
zengin.
böyle bir durum vardı, uzun zamandır kullanılmayan.
neydi?
para içindi.
sonra mahallede büyüyen dedi, gönlü zenginiz biz.
güzeldi bu. uzun sürdü lakin bu da gitti.
bayat bile olamadan kurudu gitti.
halbuki bayat ekmek ne güzeldir.

o gün
gönlün zengin, dedi.
garipsedim.
kalmadı, dedim içimden.
duyar gibi oldu, bir şey mi dedin, diye sordu.
bakışlarım, dedim
bakışlarım zengin, her yere bakabiliyorum, dedim.
baktı bana. ben de baktım.
bir süre bakıştık.
sonra o gitti.
ben zenginliğimi yaşamaya devam ettim.

öyle.

9 Ağustos 2011 Salı

Bardak


doldur.

kimseye söylemeden geldin de haberim yokmuş benim.
kimseden değil, geldiğinden.
bari bir kadeh koy da içelim, doldur.
çekilmeyen tüm tavırları içelim.
elimizde kalanları bitirelim.
doldur, yoksa burada olduğundan haberim olmayacak hala.
neye mi?
ağzıma doldur, doldur ağzıma.
kırılınca anlarsın, ağzım bardak olmuş anlayacağın.
öperken kanar yerlerin, dağılınca biter senlerim.
sahi, sen mi geldin?

4 Ağustos 2011 Perşembe

Şeylerin İkamet Ettiği Cümleler

bir şeyi düşünürken diğer şeyi yazamıyorum.
yazamıyorum, düşünmediğim şeyi.
düşünemiyorum, yazdığım şeyi.
yazdıklarım da düşündüklerim değil zaten.
şeylerin ikamet ettiği cümlelere hayat veremiyorum.
sahi,
düşünürken düşüyorum.
ya düşümdeki şeyde ya da yaşayan cümlelerde.
ikisinden birinde bir ben var.
ya yaşıyorum ya düşteyim.
düşerken hissediyorum.
acıdı be.