31 Mart 2011 Perşembe

Straight To You / Nick Cave And The Bad Seeds



Ne zamandır yazmayı düşünüyordum aslında bu şarkı için. Ama nedense es geçip durdum ya da aklımdan uçmuş. Günde o kadar fazla şarkı dinliyorum ki, ancak tesadüfen dinlerken aklıma geliyor şarkının güzelliği ya da akılda kalan yazısı.

Bu da böyle olsun istiyorum. Uzatmanın anlamı yok, zaten Nick Cave amcam gerekeni söylüyor. Şarkı için yazdığım "bu da böyle olsun" tadındaki şiirimsi duygu topluluğu...

--

sabah uyandığımda, böyle erken saatlerin dakikalar ile savaştığı vakitler. güneş yavaş yavaş yüzünü gösteriyor ama sıcaklığını ayarlama derdindeyken, ki bulutlar izin vermiyor kendisine, yağmur damlaları gri havaya hükmetmeye çalışırken, bu şarkı inanılmaz mutlu ediyor insanı.

sabah; gün doğumu
güneş; gri bulutların arkasında
yağmur; şarkının yüzü
nick cave; ........!

29 Mart 2011 Salı

Korkum Saklanır

Bloga uzun zamandır bir kayıt yapmamış, ne bir yazı ne de bir şiir ile canlandırmamıştım. Kısa zamandır da yazmadığım için koyacak çok fazla bir şey yoktu. Eskilerden koyarım dedim. Eskileri karıştırmaya başladım, en son yazdıklarımdan başlayarak.

Yılın ilk yazısını yazma gayreti içine girdiğim bir gündü, hatırlıyorum. Kendime dair, kendimi irdeleyeceğimi düşündüğüm bir yazı düşleyerek oturmuştum. Biraz da o dönem boşluğundan, ne yapmakta, nerede durmaktayım sorgusunu kendime uyarlama isteğindeydim. Kısacası ciddi bir özeleştiri yapacaktım. Sonuç şöyle oldu...

Tarih: 04/01/2011

Düşündüm de 2 yıldır ben aslında hiçbir şey yapmıyorum. Uyumak ve uyanmak haricinde hiçbir şey. Uyandığımı bile sanmıyorum. Sahi uyanık mıyım?






























Böyle bir A4 kağıdı duruyor. Elimdeydi biraz önce. Neden devam etmediğimi şimdi daha iyi anlıyorum. Belki de yıllar sonra daha da iyi anlayacağım. Ama şu var ki, kendime bile bazen fazla geliyor, kendimden çıkartmaya çalışıyorum. Sonucundan korkmuyorum lakin sonucu benden çok bana bağlı olan kişileri etkileyecek, endişem ondan. Zaten tüm korkum onlar değil mi?

28 Mart 2011 Pazartesi

BAB/1


Çöp arabası sesiyle uyandı. Nefret ediyordu zaten bu seslerden. En sevdiği sesler zehirli seslerdi ama uyku halindeyken seslerden de nefret ediyordu. Huzurunu bozan her şeyin, sesten ibaret olmadığını bildiği için, nefret üzerinden çok da seslere dayalı sözcükler söylemek istemiyordu. Kalkmıştı artık zaten. Gözleri yarı açık halde banyonun yolunu tutup, gün ışığının vermiş olduğu rahatsızlıkla musluğu tam olarak seçemedi. Beyni artık ezber şekilde algılıyordu her zaman aynı yerde duran musluğu. Sakin el hareketi ile musluğu açıp, avucunun içine suyu doldurdu. Yüzüne doğru suyu fırlattı, yarısı arkaya gitti. Kim silecek şimdi yerdeki suyu, umrunda da değildi. Yine iki avucunun içine musluktan akan suyu doldurdu ve yine aynı şekilde yüzüne vurdu yarısı arkasına düşen suyu. Kapattı musluğu ve yüzünü silmeden kahve yapmak için mutfağın yolunu tuttu. Bugün ofise gitmek istemiyordu ama yapacak bir şeyi de yoktu. Gitmezse patronu işten kovacak ve yetmeyen maaşından olup, daha da beş parasız kalacaktı. Bunun haricinde zaten işi de önemsediği yoktu. Çalışmadan bir yerden para gelse yok demezdi ama kumardan da nefret ederdi.

Rutin kalkışlarından çöp arabasının sesiyle daha erken vakitte kalktığı için elinde kahvesi tv'nin karşısına geçip sabah haberlerini izlemeye koyuldu. Cıvık haber sunucuların nasıl da ciddileştiğini gördü, sanki dünyanın en önemli işini yapıyorlarmışcasına. Yaptıkları sadece günün gazete başlıklarını okumak. Bunu zaten yurdum insanı yapıyor, ama parayı bu kahrolası sunucular alıyor diyerek çizgi film dönen kanala zapladı. Sıfır kafaya döndürmeyi başaran en güzel izlenecek şeydir, çizgi film. Farkındaydı zaten, her daim sıfır kafada olduğunun. Kısa film seansı gibi erken biten çizgi filmlerin de bir sonu geldi ve kahvaltı yapmadan üstüne adama benzeyecek bir şeyler giyip dışarı çıktı.

Merdivenlerin sıklığından hep şikayetciydi. Apartman toplantısında dile getireceğini her defasında tekrarlıyordu fakat toplantılara mazeret bildirip katılmıyordu. Katılmamasının nedeni o salak kadın yüzündendi. Dul olan kadının bakışlarından ve her söylediğini onaylayan tavrından nefret ediyordu. Sanki uykudan uyandıran çöp arabası bu kadındı. Sadece bunun için de gitmiyordu. Bekar olmanın vermiş olduğu rahatsızlık, düzenli aile sahibi anne-babaları etkiliyordu. Düzenli aile olunca rahatsızlık vermiyorlarmış gibi, bekarlığına takılan bu anne-babalar, kızlarının mahalle delikanlılarıyla arka bahçede ip oynadıklarını sanıyorlardı. Komik değildi aslında ama apartman toplantılarında gördüğü anne-babalar güldürüyordu işte.

Otobüs durakları bu saatlerde hep kalabalık olur ve genelde herkes uyku halinde seyreder bu telaşlı zamanı. Binecek yer olmamasına rağmen üst üste binmek için uğraş veren insanları görünce, otobüse bedava binildiği yanılgısı içinde buluyordu kendini. Sahi bedava olsa acaba yine böyle olurmuydu dedi ama değişen bir şey olmayacağını düşünerek hemen aklından bu fikri kesip attı. Bineceği otobüsün gelmesini beklerken elinde bir ayna, bir de ruj olan kadını farketti. Gözlerinde hala sabahın köründen kalmış olduğu uyku mahmurluğu olduğunu sezinleyip otobüsün geleceği yöne baktı. Ama aklı kalmıştı bir kere. Acaba mahmurluk mu yoksa gerçek mi diye yeniden kadına baktı ve ikinci defa mahmurluk olmaz diyerek gerçekle yüz yüze geldi. Kendisi daha kendinin farkında değilken bu kadının kendini aşıp da üstüne elinde ayna ile sabah sabah yüzünü boyamasına anlam veremedi. Acaba işi bir sirkte mi diye geçirdi içinden. Saçma bir düşünce olduğunu fark etti, ne işi olur sirkte çalışan kadının bu saatte otobüs durağında. Acaba bir fuarda görevli falan mı diye kafasından meslek gruplarını irdeledi durdu...

* Öyküye isim koyamadım.  Devamı gelecek...

16 Mart 2011 Çarşamba

Gidiyorum Dedi

belki binlerce yazıldı, çizen de vardır. en çok da şarkı yapan vardır. bence şiir çoktur, kesinlikle.

dedi.
ne güzel dedim.
aslında içim parçalandı.
o kadar uzağa, neden. ya ben.
umrunda mıydım, ya da umru onun içinde bir his miydi.
sahi, kaça bölündüm ben. sen giderken, ben kaç kez gelmelere oynadım.

kurtarmış beni evvelim. o kadar gidenlerin ardında kaldım ki,
sanki hep ben gittim de dönemedim.
ve vicdanım.
o saflığın içinde sadece bir duyguya hasret vicdanım.
nasıl da kanıyor, suyu kana kana içiyor da rakılar sek gidiyor boğazdan.

-deniz suyu koyardın sen rakına...
ahh bunu hatırladın ya, gitsen de olur mu demeliydim.
hangi denizi boşaltabilirim ki boğazımdan,
söylesene
akdenizi içsem, kalır mısın?