19 Şubat 2011 Cumartesi

Noktası Olmayan Üç Noktalı Yazı

Parçalı bir yapı içinde dans eden en büyük hayvanın, kafasından geçen küçük düşüncelerini, binanın yüksekliğinden korkması ile bağdaştırdığında, aslında hiç de yabana atılmayacak sonuçların çıktığı ve bunlardan bir demet çiçek yapıp, eski sevgilinin evinin önünde dururken alışkanlıktan yanına gelen mahalle bakkalının çırağı olan çocuğun selamı ve arkasından ''nerelerdesin abi, görünmüyorsun kaç zamandır'' serzenişi içinde kendimi bir anda eskiden yaptığım gibi bakkaldan leblebi tozu alıp da, renkli şekerlerin kokuları içinde boğazıma dökerken, televizyonda kendi kalesine gol atan kediyi görmem ve heyecandan artan nefesimle birlikte, leblebi tozunun boğazımda tıkanması sonucu bedenin depremi öksürüğün kafi gelmemesi nedeni ile bakkal amcanın hemen bir şişe elvan gazozu açması ve benim en sıcak yaz gününde, futbol oynamaktan sırılsıklam olmuş bedenimi ve ağzımın bir sonbahar yaprağı gibi kuruluğunu düşününce , kana kana içtiğim bu gazozun şişesini şişe parası vermemek için bakkalın kapısının önünde duran şişe kasasına bırakıp da leblebi tozunun ve sonbahar yapraklı ağzımın tadı yerine geldiğini düşünerek, elimdeki demet demet çiçekleri bir su bulma telaşıyla, deniz kenarına doğru koştuğumu farkettim ve farkında olduğum adımlarımdan öte, yollarda döşeli parkelerin aslında birer birer yerlerinden ayrıldıkları ve birbirlerinin yerlerini tamamlama işlevi içinde yarışıyor olmaları ve ben, bunlara aldırış etmeden denizin kokusunu içime doğru çekmeye çalışıyor, elimdeki çiceklerin yapraklarının, rüzgarda ahenkle uçuşlarına tanık oluyor ve her biri doğanın eşsiz var olma biçimlendirmesine ayak uydururmuşçasına toprağın üstünde derin uykuya dalıyor ve bir yudum suyun eksikliği ile birlikte gökten yağmur damlaları benim de tohumsuz bedenime damlarken yüksekliği korku sanan hayvanın küçük düşünceleri, binanın alçaklığı karşısında büyüdükçe büyüyor ve filizlerine arılar, kuşlar, maymunlar ve en çok da filler konuyor...

18 Şubat 2011 Cuma

Dilek


İstiyor canım hem de çok.
Seni de istiyorum hem de çok. Belki de en çok seni istiyorum.
Ama biliyor musun, seni okumak istiyorum daha çok.
Bir satırdan diğer satıra iki kelime koymak istiyorum.
Senden bana gelmeyen mektupları sana yollamak istiyorum.
Hem de çok istiyorum.
Senin aklından geçenin, olmadığını söylemek istiyorum.
Sendeki benden değil, bendeki senden aşık olmak istiyorum.
Arkadan bağıran seslerin sana ait olmasını istiyorum.
Senin varlığına armağan olan hediye olmak istiyorum.
Hatta biliyor musun, ömür boyu senle olmak istiyorum.
Hem de çok istiyorum.

Bir an duruyor, toplayıp gitmek istiyorum.
Her şeyi toplayıp gitmek istiyorum.
Ama bazı şeyleri bırakmak istiyorum.
Sana ait olan tüm mektupları, tokaları, şalları, küpeleri...
Neden biliyor musun, bunları bırakmak istiyorum.
Sana ait değiller artık, kendimi bırakıp gitmek istiyorum.
Hem de çok istiyorum.

Denizin kenarına uzanıp, dalmak istiyorum.
Kara gözlerine bakıp, dalgalarla sana gelmek istiyorum.
Senin, güneşin parlaklığında daha da güzel olduğunu görmek istiyorum.
Yıldızların rakımızı parlattığı gecede sana seni seviyorum demek istiyorum.
Sensiz geçen yıllarımda, sana ait bedenimi sunmak istiyorum.
Hem de çok istiyorum.

13 Şubat 2011 Pazar

Peyk - Sobe

Sonunda ikinci albüm geliyor. Yeni şarkı ve klip burada.
Çok güzel olmuş beee...
Tanrı bilir ya, daha ne güzeller vardır albümde.
Şubat'ta (bu ay) çıkacak. Hadi beee..

Sevişmek

söz konusu anlatım,
kadın-erkek beden temasının ereksiyon öncesi ve sonrasına tekabül eder.

büyük dertlerimizdendi, birbirimizi yıkmak.
sorsan, çok severiz birbirimizi.
ama oysan, tabutlarımızı ilk kim koyacak diye yarışırız.
masada duran kesici aletleri yemekte kullanırız.
bir görsen, nasıl da keseriz birbirimizi.
tadınca, tükürür su bile içmeyiz.
gece olur, mecbur kalırız.
birleştiririz lanet bedenlerimizi.
unutmak içindir.
geçer diye inancımız, biter diye.
sevişince her şey biter inancı ile yılları tüketiriz.
nasıl da yanılırız, yıllar bizmişiz.
inancımız büyür, hala büyük.
tüm dertler, nefretler geçip gidecek inancı...

hala sevişmekteyiz.
tüm duygularımızı yitirdik,
yeni oyunlar başladı başka bir gün,
onu da yataktan geçirdik.
bir biz kaldık, bir de bedenlerimiz.
öyle büyük ki inancımız,
hala sevişmekteyiz,
geçecek diye tüm dertlerimiz.

6 Şubat 2011 Pazar

Masum Bir Yalan


Salt arzu ile
saltanatımın arzusu çakışıyor
bulutların arasında
gecelerimde
üzerinde ipekten bir gecelik
al beni der gibi
gelişleri
gözleri üzerimde

Gördüğüm
sen uyurken ki masumiyet
şimdi
ilişkimizin en çekilmez duygusu
yok gibi
haz dolu öpüşlerde
yok gibi
banyoda akan su'da akıp giden

Arzu'nun saltlığı yıktı
saltanatımı
ipek bir gecelik
bedenimde
yumuşak dokunuşlar
karşı konulmaz sandığım
ilişkimizin en olmazı
masumiyet
büyük bir yalanmış
saltanatımın
salt arzusunda.

5 Şubat 2011 Cumartesi

Köşemdeyim




Yazdığım yazı vardı. Köşeye bıraktım. Ama o kadar köşede kaldı ki, köşeye sıkıştırdı beni de. Yerlerim eksildi birden, eksikliğini hissetmediğimi sandığım sevgiliyi tek yer edinmişken. Gitsem de kalsam da dönüp dolaşacağım bir beden var artık. Sığındığım her köşede yazılar beni buluyor ve yazılarda saklı tüm kelimeler aynı şeyi söyleyip duruyorlar. Beynimde uçuşan filler bile bu kadar kayıtsız değillerdi fakat kayıt altına aldığım tüm sözlerim, bana meydan okurmuşçasına köşeye doğru çekiyorlardı. Bir ring var sanki altımda, dövüşmeye hazırlanmış gibiyim. Aslında ben hazır değilim de kelimeler hazırlığını yapmış, bana had bildirmek için ittiler bu köşeye. Renklerini şaşırdım, mavi köşe, kırmızı köşe. Bilmediğim renklerden gökyüzü çizmemi dilediler, yine aynı renge boyadım. Tek renk biliyordum belki de, diğerleri benim uydurmamdı. Uydurduğum, belki de bildiğim tek renkti. GRİ!

Eskiden kalan tekniklerimi kullanmak için sırası gelen zamanın yavaş ilerlemesini sağlamak için kalemi yerinden oynatmadan nasıl dik durdurabilirim diye didindim durdum. Fakat o kadar aceleci davranıyorlardı ki, bir an önce hırpalamak istiyorlardı beni. Kelimeler, açlıklarına bana haykırırcasına üstüme üstüme geliyorlardı, bense kaçacak yerim olmadığı için bildiğim köşeye saklanıyordum. Bu bir tuzak biliyordum. Belki de kendi kendime kurduğum dolaysız bir tuzak bu. Ama suçu kendime atamıyorum, hep kelimelerde buluyordum. Onların dikte ettikleri yere ve kişiye çıkıyor köşelerim. Ucunu kıvırıp da eskisine döndürdüğüm köşelerim. Yatarken oynadığım yastığın en sevdiğim yeri, köşesi. Kelimelerin bana senden bahsettiği ve sana getirdiği köşedeyim. Nasıl da sıkışmış, sıkıştırmış bir haldeyim kendimi.

Sesleri duymak isterken, kendi sesimden sana söylediğimi fark ettiğim kayıtları bir kenara koymadığımı nasıl da anlamadım. Hep mi göz önünde olmak istemişler ki hep göz önümdeler. Hayır hayır. Onlar bunu istemediler. Açık ve net bir şekilde yine suçluyorum, kendim hariç her şeyi. Suçlamak mı, saçma bir kelime olmadı mı? Sıkıştırmak isteyen bir kelime daha, suç! Suçluyu arama, suç işlenmeyen bir olay var ortada ve bunun cezası yok. Ceza da nedir ki zaten, pişmanlık duygusunu kabartma tozu olarak sunan bir problem hatası. Vicdanın ötesinde kalan kıyıya el salla, oradakiler sana el sallıyorlar bak. Karşı kıyıda kalanları bilmem ama gözümün önünde durması gerekenlerin gerekmediği yerlere savrulup da, kendimi sıkıştırdığım köşede onlara kavuşmam, bana benim tarafımdan yapılmış en güzel suç ve ceza ikileminden vicdan muhasebesidir. Hiçbir işlem yok ki, yapmayı bildiğim. En sevdiğim işlemdir hep çıkartmak hayatımdan. Zamanında ne çok toplama işlemi yapmışım da bölmelerimde saklanmış tüm çarpmalarım. Şimdi sırasıydı çıkartmanın, hem de kelimelerin bana ait köşede bana benden en güzellerini sundukları şu günlerde.

4 Şubat 2011 Cuma

Ya Sevdiğin Kadına Benziyorsa

iki kadeh fazla değil...

fotoğrafların hareketli halleri aklında kalmıştır. fakat sorun vardır, inanmak istemediğin...
hareket edenler arasındaki sen değilsin. başkasının dudakları ve dili.

kaldırıma adım atarken daha hızlı hareket ettim.
yağmurlu hava, arabalar hızlı geliyor ve her an su sıçratabilirler üzerime.
neyse ki barın penceresine yaslandım.
refleks işte, içeriye baktım.
hareket edenler arasındaki dudaklar ve dil, benim değildi.

izlediği porno filmde rol alma çabasına girdiği günü hatırlattı.
karım izlerse diye korktuğunu söylerdi hep.

.... üçüncü kadehi içmeyeceğim, dedi.

korkularımı artık umursamıyorum. ne karım ne de çocuklarım.
severek evlenmedim ama yine de duygularım vardı.
fakat filmdeki kadın, O'ydu!
mecbur kaldık, oynadık rolümüzü.

- ya sevdiğin kadına benziyorsa.
+ kaç kişiyi sevdin ki?
- ...
+ O'ydu!

2 Şubat 2011 Çarşamba

Durdum

yol güzergahına son bir bakış.

yaprakları saydım önce. arnavut muydu kaldırım, göremedim kalabalıktan.
dibine çekilmiş alkol gibi duman bir kafa.
sorsalar, içimden gelmezdi.
sormadılar.
içimi gezdirdim, koşarak geldi.

damla döküldü birden.
ansızın değil, yaprak kurudu.
aldım yerden, güz renginde bakışlarıyla.
durdum.
elimde döküldü taneleri.
sesleri sessizliğim oldu.
sustum.

1 Şubat 2011 Salı

Barış Manço



Umut


bir kadına bağladım ben bunu.

öylece kaldım.
sebebini bilmeden, öylece değersiz kaldım.
ne ben kalacaktım halbuki ne de o.
ama, madem geldik şu yaşama, tat alalım dedim.
mülk dedi, o ne ki dedim.
böyle alınır satılır dedi.
kime kalmış ki, sana kalsın dedim.

işte bu cümlelerimden sonra gitti.
gittiği yerde mülke dair tüm istekleri elde etti mi bilemiyorum.
ama hayatın tüm bireyleri bunun peşinden gidiyor.
koşuyorlar belki de.
ama ne yazık ki, kalmadı kimseye.
o büyük aşklara sahip olan, ne dedelerine ne de büyükannelerine.
kimseye kalmadı.

ilk baştaki cümle var ya. keşke o cümleyi gerçek yaşamımda kurabilseydim.
belki devamı da o cümlenin devamı gibi gelebilirdi.
ama gerçekler değişmez.
umut, içimizde büyüyen bireysel duyguların tüme varımı.