31 Ocak 2011 Pazartesi

Arayışlardaki Tekiller


Dikkat ettim o günden beri ben
o günden beri farkında değilim kendimden
ben
sendeki tarifini bilmediğim yemeği tatmayı bilmeyen
bildiğim yemekleri yemek için yola çıkan
ama bulduğumda en lezzetli tarafından gelen
ben

aklıma geliyor bazen, sen de geliyorsun
ne güzeldi diyorum
ne güzeldi de güzeli bulamadık biz diyorum
sonra arkama dönüyorum
kimiz ki biz diye bahsediyorum cümlelerde 2.çoğul kişisi olarak
bir ben kalmışım
hem denizde balık
hem de balığın en güzel aşkı rakı

sen
dolambaçlı yolda güzel günleri bulma telaşıyla sarıl ona
ama onda bana ait olanları arama
saklandıklarını zannederek ona sarıl
ama bulamayınca canını sıkma
çünkü onlar saklanmadılar
sadece o sarıldığın kişi ben değilim
yanılma
elimdeki sıcaklığı hissederken başkasındaki sıcaklığa
kanma
sevgimdeki sözcüklerin sana söylendiği gibi yaşandığına
hele de beni sanma
ona ben gibi sarılma
saklanıyor sanıyorsun ama
ben buradayım
sen hala beni aramaktasın
onlarda.

30 Ocak 2011 Pazar

19 Ocak 2011 Çarşamba

Aklım

içinde neler barındırıyorsun, bir yardım etsen.
ne zaman yemek yesem, yolculuk etsem, rakı içsem, öyle mal mal baksam kendime,
sen,
içinde neler söylüyorsun, bir ben dinliyorum.
bana neden bu kadar acı çektirip, mutlu ediyorsun, anlamıyorum.
aklım.
söylesem anlar mı ki onda kaldı bir diğer yarım.

18 Ocak 2011 Salı

Kalem Silgiyi Annesi Sanar Hep


Sen bu satırları okurken ben arka fonda müziğimi çalmayı inan o kadar çok isterdim ki; senin özlemin, benim deniz kenarında kumlardan kendime kale yapıp da, içine kimseyi sokmama çabası ile sana, sadece sana açılacak kapıların eşiğinde elimde bir plastik kırmızı kürek ve yanında maviye bulanan düşüncelerim içinde kaybolur. Senin adımdan uzaklığın, benim pencereye adını yazacağım biçimde buğu bırakacak yakınlıkta olmamla eş değer gütmekteyken, alt kattan bana doğru yükselme çabasında olan martının ağzındaki simit parçasının diğer parçalarını aramaktaydım.

Sesinin en güzel çıktığı o fotoğrafta, haksızlık etmeden ne de güzel ağlamıştık önümüzde duran dvd'nin içindeki dibine kadar sert kahve tadında aşkı betimleyen, annesini sevgilisi sanan, sevgilisinin annesi olduğunu anladığı karede, üçgen şeklinde çizilmiş kalbin aslında ne kadar da yüzeysel anlatıldığına hemfikir şekilde fikirlerimizi seviştirmiştik, annesini sevgilisi sanan kişinin onunla sevişmesi gibi.

Elimizden gelen bu kadardı ve tuttuğumuz, kahve tortuları üzerinde kalmış fincanın hayatımızı çizdiği inancı ile yaşamak, ziyaretçileri olan bir hastanın yine ellerinde kolonya ile çıkıp gelmeleri kadar müstarip olamazdı, ki elimizden gelenler terk ettikleri yerlere bir katil edası ile tekrar uğrayacaklardı, farkındaydık.

Bahçesinde portakal ağacı olan ve kokusundan sabahları erken kalktığımız evin bacasından tüten dumanın aslında sadece ısınmak için yakılmış bir şömineye ait olmadığı, dışardan bakan benim, birer birer gecelerin akmasına iç geçirmesiyle daha da belirgin hale geliyordu. Çuvalın içinde biriktirdiğim odunların birinde eskiye dair kazınmış, alfabenin sırasından saymayı unuttuğum harflerini görünce, aralarına aldıkları kalbin ne üçgene benzediğini ne de kendi halinde çizilmiş '' bu da bizim kalbimiz kimselerde olmayan '' edası yoktu, yoksundu, bizim olmayan kalplerimiz gibi.

Günlerin getirdiği arkamızdan saldıran birer insan hayvanı olması gerekirken, senin bana hediye ettiğin şu kaleme bakıyorum da, benim sana hediye ettiğim silgiden daha çok işe yarıyor. Sen dilediğin şeyleri silmeyi becerebiliyorken, ben karalasam da izleri hala kalıyor. Biliyorum, sen de yeni şeyler ekleyemiyorsun dilediğin gibi ama inan birisi gelip de dilediğin gibi dolduramazsa yine ve yeniden silme imkanın olacak. Ama benim, izleri kalarak karalama ve yeni şeyler yazma faslım hiç bitmeyecek.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Frapan - Şeker Gibi



Kendi adlarıyla aynı adı taşıyan albümlerinin ilk videosu, Şeker Gibi.
Albümde 9 şarkı var ve her biri çok güzel. Hemen hemen tüm şarkılar bu şarkı gibi, melodiler açısından. Öyle, damar falan yok. Genelde bu aralar çıkan çoğu rock gruplarında iki-üç şarkı oluyor öyle saçma sapan şarkılar. Öyle bir grup değil. Temiz, güzel melodi ve sözlere sahip rock grubu. Dinleyin!

8 Ocak 2011 Cumartesi

Ben Hiç İçki İçmem

sararmış kağıtlar var önümde. içine saklanmış, bulanamayan cümleler.
tutarsız davranışların gölgesi yanımda. seslenir de duymamazlıktan gelirim.
sokaktan geçen eskiciye verecek o kadar çok şeyim var ki.
o şey en çok da benim.

ben hiç içki içmem, hakim bey.
aşıkken bir, olmadı iki kadeh.
ben ne zaman aşık olmadım ki, savcı hanım.
bazen dün, bazen bugün.

6 Ocak 2011 Perşembe

Vic Chesnutt - Everything I Say



Kimse bana kızmasın.
Ben ne zaman bu şarkıyı dinlesem, şişeler dolusu içki içmiş gibi oluyorum.
Keza ne zaman Vic Chesnutt dinlesem, içki içiyorum.

4 Ocak 2011 Salı

Sesli-Sessiz Harfler Sevişsin


Lipton rezene çayımı demleyip, arkama yaslanıp, bir tutam Arianna Savall dinlemek istiyordum. Halsiz bedenime farklı hallerimi yansıtma gayreti içindeydim ama mikropların içimdeki futbol maçı baya kıran kırana geçiyor ki, ben daha ismin e haline bile geçememiş durumdaydım. Havanın gri olmasının, burnumdan daha taze  şelale kıvamına gelmeye çalışan sulu şeylerin gribe doğru yol alması, annemde yıllardır adliye önünde duran arzuhalcinin beklediği o apansız müşteriye karşı, kağıdının bitmiş olmasını söylemesi gibi bir telaş bırakmıştı. Annem ne yapacağını şaşırmış halde beni rahatlatmak adına bilumum egzantrik şeyler bulmaya, yapmaya çalışıyordu ki, ben zaten rezene çayının dibini getirmeyle rahatlamıştım, az da olsa.

Koltuk keyfinin gazete veya sevilen dergi ile birleşmesiyle, enfes günlerin başlangıcı kıvamında saatler hazırlaması kaçınılmaz bir düşünce. Fakat koltuktan kalkıp da, gazeteyi ortasından tutup kenara koymak, tarifi olmayan yemek yapmaya benziyor. Ben bunu şu şekilde açıklıyayım da, sen de fazla düşünmeden geç bu aptal düşünceyi.

Elinde tutmuş olduğun gazete yine her zamanki gibi saçmalamaktadır. Gazetede eminim sevdiğim bir, bilemedin iki yazar vardır. Sırf bunun için o gazete elindedir, fakat okuduğun şeyler senin koltuk keyfine oturduğun yerden diken batırmaktadır. Ne sırtındaki yastık rahattır artık ne de sevdiğin derginin kapağı enfestir. Akılda kalan sadece aptal gazete köşelerinde sayısı belli kelimelerin neden bu denli saçma sapan kullanıldığıdır. Bu da bana tarifi olmayan yemeğin yapılışı gibi geliyor. Ne yazdığı belli olmayan, değerli kelimelerin intiharı.

Aslında yazmak istediklerim de bunlar değil. Akli dengemin en ucunda oturmuş, aradaki farkına bakıyorum. Yapmak istediğim şu an burada oturup yazı yazmak değil, senin bu yazıyı okuduğun yerde olup, saçlarının kokusunu içime derin bir nefesle çekip, ardından ne düşünüyorsun demeyi istiyorum. Bunun için çaba göstermek zorunda değilim. Bu yazı sana bugün, bilemedin üç gün, olmadı 19 gün sonra ulaşacak. Ama benim  buradaki yazıları yazmamdan öte, senin bu yazıları okuduğun yerde sana sorular sormak, beni daha da cezbediyor. Sakladığım kelimeler de var yazıda, ama bunları ortaya çıkarma isteğim, çıkarmama isteğimle alakasız olarak aynı yolda ilerlemekte. Söz gelimi, saklambaç oyununda ben sobelenecek en son kişi olsam bile, oyunun ebesi beni ilk başta yakalamak ister, ki ben bundan hiç hoşlanmam.

Güzel bir öğleden sonranın, havanın gri renkte olması ve insanların evlerindeki huzuru bulamama çabalarına şaşırmış bir haldeyken, hala e halime gelme uğraşındayım. İkinci rezene çayımın ortasındayken ve Arianna Savall'ın Yo M'Enamorí d'Un Aire'si çalarken fark ettiğim bir düşüncemin kaçışını yazayım da, son paragraf öyle bitsin. En azından yazının sonu düşüncemin kaçamayışını ortaya koysun, en kıdemli dedektif edasıyla.

Sessizliğim seslerimden geliyor yine, fark ettim. Susmak bazen çözüm derdim kendime ve hiç susamadım kendi içimde. Arkamdan gelenlere yol gösterebildim hep, kendi yolumu kaybederken. Çizdiğim çizgilerde herkes sek sek oynarken, ben kaderimin çizgileri diye izledim hep onları. Ne toz perisi eşliğinde çıkıp geldi, ne de meleklerin suretiyle. Beklediğim en uzak otobüs geldiğinde bile bana yer kalmamış, hiç istemediğim yere giden otobüsün şoför yanında kendimi bulmuştum. Gittiğim yerlerde bir ses duydum, sessizliğim bundan sonra kendini gürültülü bir karnavala dönüştürdü. İçlerinden en sesli söylediğim harfler ise yine e halime geçememiş bedenimde kaldılar. Sesli harflerin saklandığı sessiz harfler ordusundan sana silah doğrultup, zorla seslerini duyma çabasından muaf tut bu kelimeleri. Çünkü bu yazıyı okuyorsan, sana çağrımdır bu. Gel de sesli harflerimi ellerinin arasına al, sessiz harflerimle seviştir onları.

2 Ocak 2011 Pazar

Oyun Duyguları

Gözümün içine bakardın.
Sen derdin, ben derdim.
(Susardın ardından)
Sen derdin, ben derdim.
(Yüzünü çevirir, masumca gülerdin)
Sen derdin, ben dinlerdim.
(Hiç ben demeden)