19 Haziran 2010 Cumartesi

Minnet Eylemem


har içinde biten gonca güle minnet eylemem
arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem
sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi
iblisin talim ettiği yola minnet eylemem


bir acaip derde düştüm herkes gider karına
bugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarına
zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına
rizkimi veren huda dir kula minnet eylemem


oy nesimi, can nesimi ol gani mihman iken
yarın şefaatlarım ahmed-i muhtar iken
cümlenin rızkını veren ol gani settar iken
yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem

Kim ki bundan medet umar, ve uymazsa bu sözlere,
riyakarın tekidir.
bizden de değildir.


15 Haziran 2010 Salı

Kalkan

Silahlı adamların arasından giden kadının tek korkusu, bir silahın değil birden fazla silahın kendine ateş edilmesiydi. Bunun için birine sığınmak istiyordu. Korumalıydı onu biri, birilerinden. Aslında korumasını istediği kişi, kendisine benzeyenlerden korumalıydı. Korunmak istediği kişi ve korunmasını gerektiren kişilerin aynı olması, kadının doğasında olan fakat nedense farklı dillendirdikleri bir olguydu.

İşte bu düşüncelerle yürürken Kadıköy'de birçok kadın ve erkek arasında yüz ifadeleri bunu bana söyletiyordu. Yürüdüğüm cadde boyunca farklı bakan yüzler görmedim hiç. Hepsinde aynı endişe ve aynı telaş vardı. Kadınlar endişeliydi; korunmak istiyorlardı. Erkekler ise telaşlıydı; kendileri gibi olandan korumak zorundaydı. Bu ikilem içinde yürüyen yüzler, hepsinde farklı beden aynı hazzı içeriyordu.

Umursamadan yürüdüm. Umursasam bile yapacak bi'şeyim yoktu. Ben ne koruma kalkanıydım ne de korunması gereken. Kendi yaşamında bir damla huzur ve gerisi gelen bir mutluluk istiyordum. Bunun içindir belki de uzun zamandır yalnızım. Dışarı çıkarken kendimle çıkıyorum -ki biriyle çıktığımda tatsız tuzsuz bir adam oluyorum. Nedeni belki de huzuru kendimde bulmam. Ya da kalkan görevi görmek istememem. Bazen istemiyor değilim ama artık kalkan olacak gücüm yok. Silahım da yok zaten, birine doğrultacağım.

Sokaklarında sıcağını daha yakın hissettiğim Kadıköy'de, rıhtımdan deniz havası gelmemesi üzüyor beni. Martıların da sıcaktan keyfi kaçmış olmalı ki görünürde yoklar. Onların yokluğu hep acı bir his verir, burada bana. Kadıköy'de martısız bir sokak sesi duymak istemem doğrusu. Sesleri aramak için hangi sokağa girsem hüsranla sonuçlandı bu. Kendimi rıhtıma atsam, belki orada bulabilirdim ama zaten Moda'ya zorla çıkmıştım. Geri de inmek istemiyordum. Girdim bir balıkçıya, bir küçük rakı ve ihtiyacım olan kalkan söyledim. Martı sesleri olmayan sokaklara ve kalkansız kalan tüm insanlara ilk yudumumu afiyetle yudumladım.

7 Haziran 2010 Pazartesi

2010 Güney Afrika Dünya Kupası Maç Programı


O kadar maç programı buldum ama en iyisi bu herhalde. Bu kadar güzelini bu güne kadar görmemiştim. Gerçekten harika yapmış Marca gazetesi. Buyrun;

Maç Programı

3 Haziran 2010 Perşembe

Yerlerindeki Yerlere Ait

Dün
yine çok içtiğim gün, dün.
Okuduğum kitabı kaldırırken masadan
başımı çarptım üst rafa.
Ağrımadı
ya da alkolün etkisiydi sadece
içimdeki sensizliğin sıcaklığı.
Elimi uzatıp kitabı rafa koydum,
en üstteki rafa.
Ayrılırken masamdan
sayfalar döküldü
yağmur damlaları gibi
şakır şakır bedenimin üstüne.
Gönderilmeyi unutulmuş
yazılar ve şiirler.
Hepsi de imzalı, yerlerde
sanki kendi yerlerinde.
Bana ait olup da
senin içinde olduğun
unutulmuş tüm kelimelerin
yaşamlarını kenara itmiş bir tanrı gibi.
Aciz, mutsuz ve çaresiz.

Yasak Sevişmeler

Birer birer önümden geçip, gittiniz.
Dün o gitti
bugün de başka biriniz.

Elimi uzatıp da çekip alamıyorum ya
nasıl koyuyor bana,
bilemezsiniz.
Halbuki nasıl da bakardı gözleriniz.
Nasıl da kanardı saf elma kokulu düşüncelerim.

Ama
en güzeli de
sizin beni daha çok sevip de
onlarla sevişecek olmanız.
İşte bu benim!